İlahi(Ha)yata Dair > Gayri İlahî Her Şey

Yol Halleri - 3

(1/4) > >>

cihan:
Tarih: 14 Şubat 2011 Pazartesi
Saat: 09.45
Yer: Sakarya-Harem seferi yapan “…” Turizm’e ait bir otobüs …
Harem’e varmaya 10-15 dakika kala …



Son zamanlarda otobüs ile şehirlerarası yolculuk yaptınız mı bilemiyorum. Eskiden (yine geçmişe duyulan özlem, içeren bir “eskiden”; bu aralar ne kadar sık telaffuz ediyor dilim bu kelimeyi, hayır olsun!) otobüslerde umumî iki televizyon bulunuyordu (daha da “eskilerde” onlar da yoktu ya, neyse). İzlemek istemediğinizde yüzünüzü çevirme imkanınız vardı, her ne kadar sesten kendinizi müstağni kılamasanız da. Şimdilerde (burada “nerede o eski otobüs seferleri” mi, demek gerekir acaba?) ise her yolcu için koltuklara yerleştirilmiş müstakil “tv”ler mevcut; umumî olanların pabuçları dama atıldı. (“Yeni”lere “tv” demekle hakaret etmeyelim; çok fonksiyonel aletler”miş”. Tv yanında, film izleyebiliyor, müzik/radyo dinleyebiliyor ve (kimsenin teveccüh göstermediği özellikleri) e-kitap okuyabiliyorsunuz.) Ses sıkıntısı giderildi bir açıdan; ama bu kez de görüntü her yerde oldu. Nereye baksanız, farklı bir görüntü. Aletin kullanımı bilmeyenlerin soruları ve kulaklığı “sözde/gözde” kendileri için takmış yolcuların “ağyara” dinlettikleri de cabası …

Ama “sanırım” gönülleri olsun diye, yola çıkıldığında ve varıldığında umumî tvler çalıştırılıyor (“Eskiden” onlar da yokken bu vazifeyi, söyledikleri hiçbir şekilde anlaşılmayan, hep ezbere takip edilen, yalnızca mola süresinin ne kadar olduğunu duyabilmek için dikkat edilen uykulu ve isteksiz sesleri ile muavinler yerine getirirdi; demek ki önce onların pabuçları damla müşerref olmuş).

İşte bu seyahatlerin birinde, “tv koltuklu” bir otobüste, umumî tvler de çalışırken, muavin mikrofonu aldı ve sanki nostalji yaparcasına yine “değişmeyen” usulle (demek ki marifet mikrofonda, teknoloji değişse de, gelişse de, o hep aynı) anonsunu yaptı.

Tabii ki şaşırdım, her daim özlemle yad edilen geçmişin birkaç hatırasının üzerindeki sis perdesinin birden kalkmasından olsa gerek, gülümsedim (buraya da “hey gidi günler, hey” demek yakışır, herhalde).

Anonsu pür dikkat dinledim, klasik cümleler hızlı hızlı tekrarlandı. Sonra muavin mikrofonu yerine koyarken, bir anda vazgeçti, tekrar eline aldı ve “Sayın yolcularımız bugün kandil günüdür. “…” Turizm olarak Beraat Kandilinizi tebrik ederiz” dedi.

İç ses: “Haydaaaa !!! Tam maşaAllah diyordum, yarım kaldı. Neyse şimdi yolculardan illa ki, birkaç kişi “yüksek sesle” müdahale eder.”

Aradan geçer üç-beş dakika, otobüste ses yok, yani “yüksek” nev‘inden ses yok. İhtimaller sıra kapmaca oynarcasına hızlı hızlı gelir.

“- Kimse kandille ilgilenmiyor olamaz.
- Kimse bu kandilin “Beraat” olmadığını bilmiyor olamaz.
- Kimse böyle bir yanlışlığa sessiz kalıyor olmaz.
- Kimse bu hatayı önemsemiyor olamaz.
- Kimse muavinin yaptığı hataya tebessüm edip onu uyarmayı düşünmüyor olamaz.
- Şoför dalgın mı acaba, yanıbaşında yapılan anonsu duymamış, dinlememiş olabilir mi?”

İç ses: “Harem’e giriyoruz ama hala kimseden ses yok. Sanırım kimse otobüsün içinde muavine müdahale etmek istemedi, rencide olabilirdi. Düzeltme için otobüsten inmeyi bekliyorlar, herhalde. Doğru, böylesi daha uygun olur.”



Otobüsten biraz uzaklaşıp bekledim. Muavinin yanına giden yok. Hiçbir şey yok.

Üzüldüm.

Otobüsten herkesin indiğine ve meşgalelerine doğru ilerlediklerine emin olduğum zaman muavinin yanına gittim.

Kandil tebriğinin anlamlı ve değerli olduğunu, bu sebeple müteşekkir olduğumu belirttim. Ancak “küstahlık olarak algılanmamasının” da altını çizerek kandilin Beraat değil de “Mevlit” olduğunu söyledim. Kendisinin gün içerisinde pek çok seferi olacağı için ve pek çok kişinin anonsu ile kandili hatırlama ihtimaline binaen böyle bir düzeltme yapmak istediğimi belirttim.

Kendileri de kandilin “Beraat” olduğunu “okuduklarını” söyledi (“Nerede” diye sormadım). Ben de bunun üzerine (mesnedsiz konuşmayacağız ya) Üsküdar Belediyesi’nin astırdığı afişleri referans gösterdim (Otogara girerken dikkatimi çeken bir tanesini hatırlayarak).





Üzüldüm …

Neye mi?

Yukarıda sıraladığım her ihtimale …   

hiakbulut:
Hayattan bir an...

Güzeldi.
En güzeli de delilli konuşma idi.
Diğerlerine ağlasak mı,  gülsek mi...  :-\

kefnun:
İlahiyatçı kulağı işte..
yapmayınız efendim hüsn niyet ile ;)
bu da bir şeydir
aynı gün TYH seferinde bizlerin yalnız sevgililer gününü kutladı pilot amca.

14 Şubat
09.00
İstanbul Erzurum Seferi;)

cihan:
Format değişince (kara-hava) tebrik de değişiyor demek ki  ;)

Bu açıdan bakınca "hiç yoktan iyidir" denebilir ama düzelttik de yanlış mı oldu üstad, o gün kaç kişi aynı muavinle seyahat edecekti Allah bilir  :)

kefnun:
yok efendim hiç yanlış olu mu düzeltilmiş hali ayrı bir güzel oalcaktır kesin ama bu hali de iyimiş demek istemiştimdi.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Yanıtla

Tam sürüme git