Gönderen Konu: Tarihimizden İlginç Manzaralar...  (Okunma sayısı 7315 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« : Kasım 18, 2008, 04:05:59 ÖS »
Tarihten Yapraklar konusu ciddi kalmaya devam etsin.

Burada da enteresan ilginç bazen garip hadiseleri yazalım:

XVI. asrın namlı kemankeş ve pehlivanlarından Ahmed Ağa, 75 yaşındayken okçularbaşına gidip kendisine ok ısmarlamış.
Bunu gören bir esnaf'tan bir delikanlı ona takılarak:

-Pehlivan! İhtiyarladın... Kolunda yay çekecek kuvvet kaldı mı ki? diye sorar.
Bunun üzerine Ahmed Ağa'da atını çarşı kapısına doğru sürmüş ve kapıdaki zincire asılmış. Bacaklarını atın karnına sararak kollarını kısınca, kendisiyle beraber atı da kaldırmış. Sonra da delikanlıya gülerek döner ve:

-Oğlum! Pazularımda azıcık bir şey kalmış gibi... der.
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Karı Dırdırından Ölen Halil Ağa
« Yanıtla #1 : Kasım 18, 2008, 04:06:33 ÖS »
XIX. asır sonunda Halil Ağa adlı bir adem, karısının ve anasının kavgaları arasında kalıp üzüntüden vefat etmiştir. Mezarı Merkez Efendi kabristanındadır. Adamın mezar taşına vasiyeti üzerine "Karı dırdırından ölen Halil Ağa" yazılmıştır.
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı kefnun

  • Müderris
  • *****
  • İleti: 4139
  • Puan 321
  • "Acı çekmek ruhun fiyakasıdır" i.özel
    • fabrika ayarlarına geri dön...
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #2 : Kasım 19, 2008, 04:26:25 ÖÖ »
Mısır vaalisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, İstanbul'a gidecek olan nedimi şair Nihat Bey'den gelirken getirmesi için çok iyi bir eşek istemiş. Fakat Nihat Bey eşeği almayı unutmuş.

Mısır'a geldiğinde ise Paşa haklı olarak hemen sormuş:

-Nihat Bey bizim eşek nerede kaldı?

Şair şaşkınlıkla şöyle demiş:

-Vallahi unuttum paşam, şimdi sizi gördüm de hatırıma geldi.

Paşa aldığı cevaba memnun olmamış ama yine de gülümseyerek:

-Neyse, demiş. Siz geldiniz ya artık lüzumu kalmadı.
Eilahiyat Temsilcisi Olmak İstiyorum

mumessil@eilahiyat.com
iletisim@eilahiyat.com (mail / msn)


(e) Format, Buraya Tıklıyoruz..

Çevrimdışı safahathan

  • Kadı
  • *
  • İleti: 381
  • Puan 57
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #3 : Kasım 19, 2008, 03:21:58 ÖS »
XIX. asır sonunda Halil Ağa adlı bir adem, karısının ve anasının kavgaları arasında kalıp üzüntüden vefat etmiştir. Mezarı Merkez Efendi kabristanındadır. Adamın mezar taşına vasiyeti üzerine "Karı dırdırından ölen Halil Ağa" yazılmıştır.
slm...
   bu mezar taşı hikayesini -daha doğrusu mezar taşı hala yerinde- şeyh ömer tuğrul inançer beyefendilerden iki gün önce işittim..
  'Allah muhafaza' mı deyelim artık.. ;D

Çevrimdışı kefnun

  • Müderris
  • *****
  • İleti: 4139
  • Puan 321
  • "Acı çekmek ruhun fiyakasıdır" i.özel
    • fabrika ayarlarına geri dön...
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #4 : Kasım 19, 2008, 11:08:01 ÖS »
Kanuni Süleyman'ın gençlik arkadaşı ve ilk sadrazamı İbrahim Paşa ki Kanuni tahta çıktıktan sonra kızkardeşi ile evlenmiştir.

Bir hikayeye göre:
Kanuni'den sonra İbrahim Paşa da çocukalrının düğününü yaptırmış. Düğün baştan sona görülmedik bir debdebe içinde geçmiş. Sonunda Uludağ'dan getirilme buzdna yapılmış kaplara konmuş hoşaf ikarm edilmiş. Bu aşamada Kanuni, bu düğünün kendininkinden de görkemli olduğunu söyleyince Paşa ''Elbette, öyle'' demiş ve decam etmiş; '' Sizinkinde şeref misafiri bendim, benimkinde sizsiniz. Elbette daha muhteşem olacakl.''


Eilahiyat Temsilcisi Olmak İstiyorum

mumessil@eilahiyat.com
iletisim@eilahiyat.com (mail / msn)


(e) Format, Buraya Tıklıyoruz..

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #5 : Kasım 19, 2008, 11:28:09 ÖS »
Kanuni Süleyman'ın gençlik arkadaşı ve ilk sadrazamı İbrahim Paşa ki Kanuni tahta çıktıktan sonra kızkardeşi ile evlenmiştir.

Bir hikayeye göre:
Kanuni'den sonra İbrahim Paşa da çocukalrının düğününü yaptırmış. Düğün baştan sona görülmedik bir debdebe içinde geçmiş. Sonunda Uludağ'dan getirilme buzdna yapılmış kaplara konmuş hoşaf ikarm edilmiş. Bu aşamada Kanuni, bu düğünün kendininkinden de görkemli olduğunu söyleyince Paşa ''Elbette, öyle'' demiş ve decam etmiş; '' Sizinkinde şeref misafiri bendim, benimkinde sizsiniz. Elbette daha muhteşem olacakl.''



Düğünlerden ilki, İbrahim Paşa ile Sultanındı.
İkincisi ise, Padişahın şehzadelerinin sünnet düğünü.

Madem İbrahim Paşa'dan açılmış konumuz, Paşadan bahsedelim biraz...

İbrahim Paşa, Kanuni'nin şahzadeliğinden beri sevdiği, güvendiği zeki bir devşirmeydi. Kanuni de bu zeki dostunu teamüllere aykırı olarak Vezir-i Azam yapmıştı. Bunun için baba emaneti Koca Piri Paşa'yı yaşlılığını bahane ederke emekli etmişti. Sonra kendisine kızkardeşini vermiş kendine damad etmişti.

İbrahim Paşa, bir anda Makbul Damad İbrahim Paşa olmuştu. Bir çok kimseye nasib olmayan debdebe ona nasib olmuş padişahın teveccühü ile yaşıyordu.
At Meydanında kendisine büyük bir saray yaptırmıştı. (Bugünkü Türk-İslam Eserleri Müzesi) Hatta mektublarında Serasker Sultan
lakabını kullanıyordu. Kanuni'nin yakınlığını suistimal etmesi onu gözden düşürdü. Çeşitli ithamlardan sonra da katledildi. Makbul İbrahim Paşa, bir anda Maktul İbrahim Paşa olmuştu.

İbrahim Paşa, Budin'in fethinden sonra, büyük kiliseden bazı heykelleri getirerek Atmeydanına dizmişti. Bunun üzerine Şair Fîganî şöyle seslenmişti:

Dü İbrahim amed de deyri cihan
Yeki pütşiken yeki pütnişan
(Bu dünyaya iki İbrahim geldi. Bunlardan biri put kırdı, biri de put dikti).

Bu beyt de şu şekilde Türkçeleştirildi:

Bir Halil-i evvel gelip esnamı kılmıştı şikest
Sen Halil’im şimdi geldin halkı kıldın putperest
(buradaki Halil Hz. İbrahim'dir.)

Tabii ilk olarak Fîganî ölmüştü. ;)
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #6 : Kasım 19, 2008, 11:47:31 ÖS »
Ecdad-ı ızamımız, yazıya ve kağıda gereğinden fazla ehemmiyet verir, İslam harflerine beslediği hürmet nedeniyle yazılı kağıtları yere atmaktan ya da bir şey sarmaktan imtina ederdi.

Harflerden ise "Lafzatullah"ın ilk harfi olduğu için "Elif" harfine ziyadesiyle saygı besler ve bir kutsiyet izafe ederlerdi.
IV. Mehmed, babasını hal' eden sonra da şehid eden bir ihtilal sonrasında padişah olmuştu. Tahta geçtiğinde henüz 7 yaşında idi. Genç padişahın, ihtilalcilere haşmetli görünmesi için iki kaşı arasına "Elif" harfi çizilmişti.
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar... (Kaşıkçı Elması)
« Yanıtla #7 : Kasım 20, 2008, 08:51:31 ÖS »
Topkapı Sarayın'da en çok merak ve ziyaret edilen mücevher, hiç şüphesiz kaşıkçı elmasıdır. Bu göz kamaştıran elmasın ilginç bir öyküsü vardır. Bazınız duymuştur ama, bilmeyenleriniz için yazalım.

Raşid Tarihinde anlatılan hikayeye göre;
1669 senesinde Eğrikapı (Edirnekapı ile Ayvansaray arasında, surun dirsek yaparak dışarı açıkldığı noktada bulunan bir kapı.) çöplüğünde bir baldırı çıplak, kocaman parlak bir taş bulur. Bu taşı alarak sergisinde kaşık satan bir adama 3 tahta kaşık karşılığında verir. Kaşıkçı da bu taşı bir kuyumcuya 10 akçeye satar.

Kuyumcu bu elması bir arkadaşına götürdüğünde değerli bir taş olduğu anlaşılır. Arkadaşı sus payı ister ve araarında kavga çıkar. Olay kuyumcubaşın intikal eder. Kuyumcubaşı kavgacıların her birine birer kese akçe vererek taşı alır. Bu sefer de olay büyümüş, Sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın kulağına gitmiştir bile. Sadrazam taşı almaya hazırlanırken iş dallanır budaklanır ve padişaha akseder. Sonunda işlenen bu taş bugün binlerce ziyaretçiyi kendine çeken mücevher haline gelmiştir. Etrafına dizilen 49 pırlantayla gayet ihtişamlı olan bu mücevherin ilk fiyatının üç tahta kaşık olması ilginçtir.
Diğer ilginç nokta da bu taşın o çöplüğe nasıl düştüğüdür...

Taşı ilk bulan bu bahtsız adam için Ziya Paşa'nın beytini söylesek tam uygun düşer herhalde...

Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez,
Bârân yerine dûrr ü gühâr yağsa semadan.




Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı kefnun

  • Müderris
  • *****
  • İleti: 4139
  • Puan 321
  • "Acı çekmek ruhun fiyakasıdır" i.özel
    • fabrika ayarlarına geri dön...
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #8 : Kasım 21, 2008, 12:44:46 ÖÖ »
Eski medreselerimizden birinde, süslü konuşma hastalığına mübtelâ bir hoca, öğrencilerine devamlı süslü konuşma telkini yapar.

Bir gün ders esnasında iken, mangaldan çıkan bir kıvılcım hocanın kavuğuna gelir. Hoca, henüz durumun farkında değildir.

Talebelerden biri, şu şekilde durumu haber verir:

"Ey hoca-i dânâ, ey âlim-i bîmisal!..
Şol mangal- î pürnâriden tayeran eyleyen bir şu'le-i ateş-feşan,
ol re's-i mübarekiniz üzerindeki kavuğ-u muhteşem üzerinde tavattun eylemiştir."


Durumu anlayan hoca, önceki prensiplerine muhalif olarak şöyle demekten kendini alamaz:

"Sözü ne uzatıyorsun? Desene: 'Hocam, kavuğunuz yanıyor!'"
Eilahiyat Temsilcisi Olmak İstiyorum

mumessil@eilahiyat.com
iletisim@eilahiyat.com (mail / msn)


(e) Format, Buraya Tıklıyoruz..

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #9 : Kasım 21, 2008, 10:18:02 ÖÖ »
Peki bizden de medrese talebeleri ile ilgili bir hikaye gelsin.

İki medrese talebesi nasıl olmuşsa, askerler tarafından takib edilmektedirler. İki kafadar kaçmaktan yorulmuş kılık değiştirmeye karar vermişler. Tebdil-i kıyafet ettikten sonra, bir ağaç altında dinlenmişler...

Bu arada askerler olara yetişmiş fakat tanıyamamışlar. Sormuşlar:
-Ağalar! buradan iki talebe geçti mi?
Verilen cevap kendileriini ele vermiş:
-Ba'zıları bu tarafa ba'zıları bu tarafa gitti demişler. (tabii ki halktan birisi Bazı derken "aynı" çatlatmaz  ;D ;D ;D)
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı kefnun

  • Müderris
  • *****
  • İleti: 4139
  • Puan 321
  • "Acı çekmek ruhun fiyakasıdır" i.özel
    • fabrika ayarlarına geri dön...
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #10 : Kasım 23, 2008, 10:30:42 ÖS »
Mesnevi Sarihi Tahirü'l-Mevlevi, Kuleli Askeri Lisesinde edebiyat öğretmeni iken Sadık isimli aynı okulun öğretmenlerinden biri zaman zaman kendisine, "Kelp tahir mi değil mi?" diye takılmakta, Tahirü'l-Mevlevi ise nezaketli bir şekilde geçiştirmektedir.

Yine bir gün Sadık Bey,

"Yahu hoca," der, "kelbin tahir olup olmadığı hâla açıklık kazanmadı mı?"

Tahiru'l- Mevlevi artık dayanamaz ve şu cevabı verir:

"Kelbin tahir olup olmadığı hâlâ tartışılıyor, ama Sadık olduğunda hiç şüphe yoktur!"
Eilahiyat Temsilcisi Olmak İstiyorum

mumessil@eilahiyat.com
iletisim@eilahiyat.com (mail / msn)


(e) Format, Buraya Tıklıyoruz..

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #11 : Kasım 24, 2008, 01:02:18 ÖS »
Dil şakalarını severim. Üstteki nükte de güldürdü beni  ;D ;D ;D

Geçelim bu günkü konumuza:
Osmanlı'da ilmiye; kültürü, geleneği ve hiyerarşisi güçlü olan bir kurumdu. İlmiye tarikine girenler kesin kurallar içinde yetişir, geleneğe ve hiyerarşiye göre yükselerek vazife alırlardı. Ayrıca ilmi hayat da, aşırılıkları kabul etmez, hemencecik temizlerdi.

Yine de bazen genel görüşe muhalif kimseler çıkardı. En ünlüsü şüphesiz, Süleyman Çelebi'nin mevlid yazmasına -istemeden- vesile olan vaizdir. O, Ehl-i sünnetin genel anlayışına muhalif olarak, Hz  Peygamber'in diğer peygamberlere olan üstünlüğünü redddediyordu.

Yine Kanuni zamanında İran'da okumuş ve etkilenmiş Molla Kabız karşımıza aynı sebebten çıkmaktadır. Hatta Molla Kabız, münazarada iddialarını savunmuş, Kazasker Efendileri susturmuştur. Buna çok kızan Kanuni, Müftü İbn-i Kemal ve İstanbul Kadısı Saadettin Efendi 'yi bu zındığı susturması için özel olarak görevlendirdi. sonuç olarak Molla Kabız, iddialarında mağlub olmuş, buna rağmen tevbe etmediği için katlolunmuştur.

Düzeltme: Hatırımda yanlış kalmış. Müftü olarak Ebu's-Suud Efendi demiştim ki, doğrusu düzeltilmiştir...
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Nadajlı Abdurrahman'ın Zındıklık ve İlhad suçundan İdamı
« Yanıtla #12 : Kasım 24, 2008, 01:04:06 ÖS »
Katip Çelebi, Fezleke adlı eserinde, 1011 senesi olaylarını zikrederken Müderris Nadajlı Abdurrahman’ın ilhad ve zındıklık suçuyla idamını da anlatır:

İstanbul Behram Kethüda Medresinde haric payesiyle müderris olan Nadajlı Abdurrahman, 1011 senesi Cümadelûlasının 3. günü ilhad ve zındıklık töhmeti ile tutuklanarak Dîvan-ı Hümâyûn’da katledildi. Sadr-ı Rum (Rumeli Kazaskeri) Ahizâde Efendi(sonradan IV. Murad tarafından katlolunmuştur. ile, Sadr-ı Anadolu (anadolu Kazaskeri) Es’ad Efendi müderrisin katline hükmeylediler. Es’ad Efendi durumu şöyle ifade etmektedir:

“Benim Sultanım” diye söze girdikten sonra böyle bir zındık görmediğini, onun haşrı, neşri, cennet ve cehennemi, sevab ve ıkabı toptan inkâr edip, “Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?” (Yasin, 81)  ayetini sorduğunda “Kadirdir fakat vukua gelmez” diyerek inkara gittiğini anlatır.

“Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasini verecektir).” (İbrahim, 48) ve “İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olur. Dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!).” (Karia, 4-5) ayetlerini de bunların dünyada vuku bulacağını, gökler gibi insanların da bu dünyada yok olacakları şeklinde tevil eder.

Es’ad Efendi bunun üzerine Nadajlı’nın "nukus-u aklında şüphe olmadığını" fakat tekliften hariç tutulmayı gerektirecek kadar da mecnun olmadığını anlatır. Çünkü “mecnun te’vil-i nususa güç yetiremez” der. Bundan sonrası tevbesi kabul olmamakla şer’i şerif üzere katlolunduğunu izah eder.

Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar...
« Yanıtla #13 : Aralık 01, 2008, 11:56:56 ÖS »
Lady Montagu'nun kitabında ilginç bir hadiseye rastladım da sizinle de paylaşayım:

Efenim, misafirimiz, Türkiye topraklarında ilk olarak Belgrad'da kalıyor. Burada küberadan Ahmed Bey isimli birinin misafiri. Kendisi iyi yetişmiş, Arapça ve Farsça bilen, zarif ve Paşazade. osmanlı'da birinci sınıf ekabire verilen "efendi" ünvanına sahipmiş bu misafirperver Ahmed Bey. Zevk sahibi, zengin bir kütüphane sahibi, Belgrad'daki ferahlığı Bab-ıâli'ye tercih eden bir zat. LAdy, Ahmed Bey ile sohbet etmekten çok zevk alıyormuş.

Fakat Ahmed Bey "bila tekellüf" şarab içermiş. Ayrıca Ahmed Bey, kadınlarında serbest olduklarını anlatır ve şöyle der. Bizim kadınlarımız da bizi aldatır fakat bundan haberimiz olmaz.
Lady Montagu, Ahmed Bey'e niçin şarap içtiğini sorduğunda aldığı cevap da ilginç:

Ahmed Bey, Allah'ın yarattığı her şeyin insanlara mahsus olduğunu, mamafih Kur'anın içkiyi yasaklamasının pek makulolduğunu, fakat bunun avam hakkında olduğunu ,gerçekte "müskiratın" avam beyninde intizamsızlığa sebeb olabileceğini söyler. Ayrıca, Hz. Peygamber'in şarabı kemal-i itidal ile içenlere hiç bir zaman yasak etmediğini de ilave eder. Aslında o da tartışmaya meydan vermemek için herkesin içinde şarap içmezmiş.

Demekki, her dönemde fetvalarıyla insanların ufkunu açan "Zekeriyya Beyaz"lar bulunuyormuş...
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

Çevrimdışı hiakbulut

  • Şeyhulislam
  • **
  • İleti: 4929
  • Puan 507
  • Hi Akbulut!
    • E-Posta
Ynt: Tarihimizden İlginç Manzaralar... Hanedanın Talihsiz Mustafaları
« Yanıtla #14 : Aralık 21, 2008, 09:13:53 ÖS »
Osmanlı hanedanında Mustafa isimli şehzadeler (padişah olsalar bile) hep talihsizdiler. bunlardan dördü padişah olsalar da padişahlıkları da pek yaver gitmiş değildir.

Hanedandan birinci Mustafa, Yıldırım Bayezid'in oğlu Mustafa Çelebi'dir. Bu şehzade, Ankara Savaşında babasıyla birlikte Timur elinde esir olmuştur. Daha sonra esaretten kurtulmuş devleti tek elde toplayan Çelebi Mehmed'e karşı müücadele etmiş olsa da yenilmiş ve Bizans'a sığınmıştır. Kardeşinin ölmesi üzerine Yeğeni II. Murad'a karşı mücadele etmiş yine kaybetmiştir. bu defa tahtla birlikte can da gitmiştir. Devlet, özellikle Rumeli'inin Şehzade Mustafa'a teveccühü üzerine, onun "düzmece" olduğu propagandasını yapmış, yakalandığında da adi bir suçlu gibi asılarak cezalandırılmıştı. Kemndle boğulmak yerine bu şekilde öldürülmesi onun hanedana ait olmadığını gösteriyordu.

II. Murad'ın bir Mustafa ile daha başı belaya girmiştir. O da, Küçük Mustafa olarak anılacak olan kardeşi Şehzade Mustafa'dır. Lalası Şarabdar İlyas'ın kışkırtmasıyla çocuk yaşta taht davaına girişmiş ve canından olmuştur.

Fatih'in oğlu Şehzade Mustafa henüz babası sağ iken ölmüştür.

Kanuni'ni büyük oğlu Şehzade Mustafa da, Hürrem Sultan'ın oğlu Bayezid'i padişah yapmak uğruna kurduğu kumpas üzerine padişah tarafından katledilmiştir. Son iki Mustafa, halk tarafından da çok seviliyordu.

Tahta geçen ilk Mustafa biraz talihli gözüküyordu. Ağabeyi I. Ahmed'in tahta geçmesinin rdından öldürülmemesi de şanstı. I. Ahmed, 14 yaşında tahta geçtiğinde evli değildi ve çocuğu yoktu. Gerek hanedanın varissiz kalması gerekse babaları III. Mehmed'in tahta geçmesiyle saraydan 19 tabutun çıkması I. Mustafa'nın öldürülmesinin önüne geçti. Sultan Ahmed'in Osman isimli bir oğlu olmasına rağmen I. Mustafa katledilmekten kurtuldu.

BöyleceOsmanlı devletinde bir devir kapanıyordu. Bundan sonra taht babadan oğula geçmeyecek, hanedanın en büyüğünün hakkı olacaktı. Ancak bu durum ister istemez I. Mustafa'nın akli muvazenesini bozdu. Devamlı öldürülme korkusuyla yaşaması onun akli dengesini altüst etmişti. Bir kaç aylık padişahlıktan sonra tahta II. Osman geçirilmişse de onun şehadetiyle tath yeniden I. Mustafa'ya kaldı. Bu sefer de yalnızca 1,5 yıl dayanılabildi ve tahtan indirildi.

Bundan sonra 3 Mustafa daha tahta geçecekti.

II. Mustafa, Viyana bozgunu ardından gelen çileli yıllarda(1695) tahta geçti. Bizzat ordununn başına geçerek durumu düzeltmeye çalıştı. ilk iki seferden galibiyetle dönse de Zenta Mağlubiyeti her şeyi berbat etti. Osmanlıların gördüğü en büyük hezimetlerden biri olan Zenta muharebesi sonrasında kaçınılmaz olarak karlofça muahedesi imzalandı. Ardından da 1703 te Edirne ayaklanmasıyla tahttan indirildi.

1757'de tahta çıkan III. Mustafa, büyük bir zafer kazanarak Ruslara haddini bildirmek istiyordu. Ancak Koca Ragıp Paşa'nın "Osmanlı yaşlı bir aslana benzer. Uzaktan heyberli görünür, lakin dişleri dökülmüştür." yollu uyazrılarıyla harbe girmekten uzakt tutuldu. Ragıp Paşa'nın vefatı ardından, Sultan savaşı arzulamasına rağmen hazırlanmadan girilen harp Osmanlı'nın en büyük mağlubiyetine ve komplekse girmesine sebeb oldu. Sultan da bu feci mağlubiyet karşısında kahrından vefat etti.

Son Mustafa da, III. Selim'in Kabakçı Mustafa Paşa isyanıyla indirilmesini müteakip tahta geçen IV. Mustafa'dır. Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa'nın III. Selim'i tekrara tahta geçirmek için İstanbul'a gelmesiyle sabık padişahı katlettirdi. kardeşi Mahmud ise cariyelerden Cevri Kalfa'nın cesareti sebebiyle kurtuldu vetahta geçti. bu sefer tahtta bulunan II. Mahmud, Ağabeyini katlettirerek Mustafaların çağını bitirmiş oldu. Ayrıca bundan sonra hiçbir şehzade de katledilmedi.

(V. Mehmed Raşad zamanında Veliahd olan Yusuf İzzeddin Efendi, babsı gibi intihar süsü verilerek şehid edilmişse de bu  cinayet padişah emriyle olmaış, İttihadçıların elinden çıkmıştır.)
Haberdar ululardan naklolunur,
Her Fir'avn'e bir Musa bulunur.


Bu Forumda Görev Almak İstiyorum Diyenler TIKLAYINIZ

 

Hızlı yanıt'ı kullanarak çabukça ileti gönderebilir, iletilerinizde gülümseme ve bbc kullanabilirsiniz.

Not: Bu konu bir moderatör tarafından onaylanmadan görüntülenmeyecektir.
Kullanıcı Adı: E-Posta:
Doğrulama:
oruc ayi hangisidir? kucuk harflerle yaziniz.: