Gönderen Konu: Sahte Bilim-Din Çatışmasının İki Kutbu, İlahiyatçılar ve Bilim Adamları (!)  (Okunma sayısı 144 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Qaraxan

  • Talib
  • *
  • İleti: 1
  • Puan 0
Öncelikle eleştirdiğim ilahiyatçı diye bahsettiğim grupta olanlar belki birkaç kişiden ibarettir. Kimse bir isim veya kitleyi aklına getirmesin. Belli bir isim vermeme konusunda büyük çaba sarf ettim. Çünkü şahsından çok yaptığı iş bizim için daha önem arz ediyor. Şahsı hedef alarak hedefi daraltmak istemiyorum. İşin medya ayağı ile sınırlı bir durum olduğunu söylemeye bile gerek yok.

İlahiyatçılar yıllardan beri Teoloji alanı gibi bir alanda akademik çalışma yapmak pahasına din ilimleri bilgileriyle akademik çalışmaya yapmaya kalkmış ve çoğu zaman dinen yanlışa düşmüştür.  Dini öğrenmek ve din üzerinde akademik çalışma yapmak demek dini kullanarak yeni bir din bilgisi elde etmeye çalışıp ürün ortaya koymak anlamı taşımaz. Sermayesi din olanın bunun üzerine bir şeyler üretmek istediğinde bir bütünü parçalara ayırması gereklidir.

 İslam alimleri akli ilimlerin din bilimlerini anlamak için şart olduğunu ifade edip sadece nakille bize  gelen bilgide bir değişme ya da artıp azalma söz konusu olmadığından bu bilginin yanında akli ilimleri öğrenerek üzerine farklı bir şey yazmıştır. Farklı bir alanda da bir söz sahibi olup o alandaki bilimsel ve teknik bilgiyi dinde doğru cevaplanması gereken sorulara cevap getirmek için kullanmak yerine en yakın olarak felsefeyi tercih edecek kadar yanılgıya düşüyorlar. Felsefi görüş ve metodlarla dini inceleyip doğru ve yanlış bilgiyi ortaya koymak demek felsefi metodların düşünce ürünü olmasından dolayı felsefeyi büyütüp nakli bilgi üzerine hiçbirşey katamamak demektir. Çünkü bilginin doğruluğu için herhangi bir insanın kendi düşüncesinin kaynak olması en subjektif ve güvenilmez bir yoldur. tecrübe ve gözlem ile başka bir aklın tecrübe ederek kanıtlayacağı doğruluğundan emin olunan hesap ve akli çıkarım yoluyla yolda elde etmeye bilim denir. Bilimin bu doğruluğu ile dine karşı kullanılmasına bilimsel yoldan cevap vermek demek bilimsel bilginin dindeki bir bilgiyle ters düşmeyeceği ancak bu kanunların kanunları yapan tarafından isteğinde hükmünün kalkacağı imanıyla hareket eden bir müslüman günümüzdeki fizik ve kimya kanunlarına göre çoğu işimizi yaptığımız ve bu kanunlardan sonra derece istifade edip bilgi elde etmek gerektiğine kanaat getirir.

Mucizeyi inkar için bu kanunları kullanan ilahiyatçıların bu kanunların ve kuvvetlerden üstün bir  gücün olduğuna iman etmeleri konusu tartışılır. Bu kanunları mahluk olarak bozup geçebilmemiz bu kanunlarla mümkün değil fakat kanunları koyan ve dilediğinde dilediği kadar bunların hükmünü ortadan kaldıran bir yaratıcıya iman için bu fizikötesi olayları gözle görse bile bilimsel bir açıklamasını kendi bildiği fizik kanunlarıyla nasıl açıklayabilir ? Hesaplayamayacağı ya da tespit edemeyeceği gayba dair nakil ile öğrendiği bilgileri fizik kanunlarını kullanarak doğruluğunu veya yanlışlığını ispata kalkmak bile bu bilgiyi nasıl kullanacağını bilmemek şöyle dursun iman edilecek gayba dair konuların gözlem ve hesapla doğruluğunu ispata kalkmanın bile imanla bir alakası yoktur. Bunun gibi melekleri, cinleri ve cennet ve cehennemi görmeye kalmak bile zaten gayba inanmamaktır fakat. Bir inançtaki fen ile tespit edilecek fakat bizim gayb olarak inanmaktan başka bir yolumuz olmayan esaslardan birinini  bilimsel yönden ispatlanmasıyla iman edilecek bir bilgiyi gözlemlediğimiz için bile o inancın gayba iman esasının sarsılıp inanılmayacak bir inanç olduğuna dair bir delil elde etmemize yol açar. Tamamen gözlemlemek olmasa da inanmak için delil niteliğinde fenni bilgiler elde edilir. Fakat bu bilgilerin alamet olduğunu İslam bize bildirip bu konuda gözlem yaparak bu alametleri ortaya çıkarmamızın gerektiğini bize bildiriyor.  İman konusunda bilimsel bilgiyle ispat etmeye çalışıp da "İsa aleyhisselam göğe çıktı fakat uzayda oksijen yok" diye bilimi dünya ve bizim boyutumuzda değil elde edemeyeceğimiz bilgileri tespit etmekte eldeki bilgileri kullanan bir ilahiyatçının bilim hakkında konuştuğu bilginin ciddi bir çalışmayla değil haber sitelerinden elde edildiği ortadadır.  Eğer bu bilgiyi gerçekten bir alanda kullanmak istiyorsanız temel bilgilerle iman bilgilerini karşı karşıya kendiniz getirip sahte bir din-bilim çatışması ortaya çıkarmak yerine bir taharet başlığında maddeleri anlatırken şu kimya bilgisini kullanabilirsiniz.
 
Örneğin alkolün necis olup olmadığını kimya bilimindeki alkol bileşiklerini öğrenip her alkol adındaki maddenin değil etil alkolün olduğunu ispat etmek için fen bilgisi şarttır. Yoksa alkolün artık etil alkol olarak adlandırılıp türevlerinin çıktığı bir zamanda tamamına necis demek dinen sakıncalı bir durumdur. Yanlış bir hükmü duyan kimyagerin bunu ispatlamaya kalması kendi alanında olmadığı için pek mümkün değildir. Fakat alkol türevlerini çoğu ilaç, temizleme ve çözücü olarak kullanan bir kimyagerin alkol necis fakat biz kullanmak zorundayız diye sorusuna "Alkolün necis olmadığı" hakkındaki görüşleri kitaplardan okuyup bulması pek zor değildir. Yöntemin böyle işlemesi ile mevcut hükümlerin fenni gelişmeler karşısında zamana uydurulmak adına eğer farklı kavil bulunmazsa fetva vererek hükmünün kalktığını iddia etmek nasıl bir ilim adamı anlayışıdır? İbadete karıştırılan teknolojik aletlerin bir gelişme olarak telakki edilip bid'at olduğunu getirdiği kolaylıktan değil fenni bir sebepten dolayı açıklamaya çalışsak bile anlamayacak ilahiyatçılarımız var. Hoparlörden çıkan sesin insanın gerçek sesi olmadığını bilimsel aletler olmadığı zamanda bile fıkıh alimleri çeşitli olaylarla açıklayarak bu sesin gerçek ses sayılmadığını açıklamak için bizim öğrenmemiz için pek çok örnek saymıştır. Bunu okuyup hoparlörden gelen sesin tamamen sahte bir ses olduğunu benzemesinin asıl ses enerjisinin hiçbir şekilde ulaşmadığı elektrik kablosundan geçemediğini anlatarak ikna edebilmemiz pek zor. İbadetleri gerçekleştirmek için hoparlörün sahte sesine uymanın gerçek imamın sesine uymaktan uzak olacağı ve yeni bir şey getirip bunun zararlarını hangi sesin gerçek olup olmadığı ayrıntısına kadar anlatan fıkıh alimleri ile bu konuda görüş bildiren ilahiyatçıların bu konuda  delilleri yok. Bilim böyle diyor. :)



İman konusunda ilim yolunda giderek (!) kendi toplumunun ve çevresinin büyük bir dalalette olup kendilerinin de bir dönem öyle inandığı halde sırf ilim okumakla bunu öğrenip ispatlamaya çalışmaya kalkan ilahiyatçılarımız, keşke iman konularına bu kadar kafa yormakla gerçek bir fayda getirmek istediğinizi düşünebilsem. İmanda farklılaşma ancak sosyal ve siyasi kutuplaşma ve anarşiye sebep çıkarmaktan öte gitmez. Üstelik ülke düşmanlarının islama karşı bilim olarak pazarladığı iddiaları sizin bilim olarak kabul ederek karşı tarafın taraftar bulmaması için mutlak bir teslimiyet yolu mu yaşayacaksınız ? Aynı işi günümüz papalığı yapıyor ve sırf destek bulabilmek için eşcinselliği bile destekleyecek duruma geldi. Mutlak teslimiyet gösteren bir yapının ise halen propagandalarla yıpratılmaya devam ettiğini görüyoruz. Fen bilgileri ile değil her doğru dedikleri bilginin karşısında hedef gösterdikleri hristiyanlığı ahlak yönüyle de  hedefe alsalar da aslına İslam'a karşı yürütülen de hristiyanlığa karşı yapılan işin ucuz bir kopyasından ibaret kendilerinin daha ahlaklı olduklarını ahlakın doğruluğunun ise yine kendi ahlakları olduğunu iddia etmeleri yine bunu yalanlamak için başka bir doğruyu delil olarak kabul etmeyecek bir zihniyetin ahlakı kendi ahlaklarına uymadığı sürece doğru olmayan her şeyi reddetmesi argümanıyla  İslam'a karşı ahlak yönünden saldırmayı uygun görmüşlerdir.  İnsanların algı ile ahlak kavramlarının oynandığı bir dönemde kendilerinin en ahlaklı insan olmadığını kendilerinin yaptığı bir işin yanlış olduğunu kabul ettiremiyorsak bunun sonucunda suçun suç olarak kabul edilmediği bir anarşik düzen ortaya çıkacaktır.

Şimdi meal üzerinden felsefe yaparak İslam'ı anlatma iddiası güden filozoflar (!) çoğu zaman deizm ile karışık teistik bir felsefeyi insanlara aşılayarak deizm  taraftarı olsa da ateistler gibi olmayan nötr bir kitle ortaya yavaş yavaş çıkıyor.  Bunu da ateistlere karşı cevap getirip takipçi toplayarak elde ediyor işin ilginç yanı. Ateizme karşı deizm yapmakta delil olarak Kur'an ayetlerinin felsefe ve akıl ile yorumlanarak kısacası deizme giden yolun bilimsel bir bilgiye sahip olan din bilgini kimliği ile yapıldığını gören ilahiyatçılarımız bir de biz öğrenme zahmetine girelim dediği zaman aynı yolu bile tutturamadığını görüyoruz. Bilimi ortaya sürüp akılla birşeyleri ispat etmeye kalkan bir filozof bile bilimsel bilgiyi ayetlerin doğruluğuna delil olarak kullanma seviyesinde kullanılacağını az çok anlamış.

Gelelim bazı ilahiyatçıların bilim karşısında bu kadarını yapacak kadar bile aciz kaldığı duruma..

İmandan dolayı Türk toplumunun ilerleyememesi, geri kalması veya bu ahlak seviyesinde olmasının imanın değil iman zayıflığının sebebi olduğunu ve İslam ahlakının peygamberlerin hadisi şeriflerinde çokça açıklandığı, bunu inkar etseniz bile buna inanıp buna uygun davranan, azapla ilgili hadislerden korkup günahtan sakınan, hatta din büyüklerinin kıssalarını dinlemekle çoğu vaktini geçiren bir müslümanın faydasının hadislere inanmadan yaşayıp da Kur'an meali okuyan bir insandan beklemek için Kur'an ayetini doğru anlamasına karşı uğraşmak bile bu inanmadığınız hadislerin faydasını ortaya koyar.  Din konusunda nasihat işlemeyen bir insana söz dinletmekle din görevlileri başarısız kalır, çünkü zaten din görevlilerinin insanları yanlış yolda kullandığına inanıp sadece Kur'an diye kendi teistik felsefesine inanma derecesinde olan birinin Kur'an'dan bile nasihat dinlememesi gayet tabiidir.

Eğer ilahiyat profesörünün her dediğini dinleyecek bir kitlenin var olduğunu hesaba katsak dahi böyle bir kitlenin de ilahiyatçının söyledikleriyle yetinmeyeceğini düşünmeniz gerekir.  Bu insanların akademik yayınları bile okumak gibi bir gayesi söz konusu olmuyor. Çünkü okumaya luzum görmüyorlar. Kur'an meali okuyarak tüm akademinin üstünde çalışma yaptığını inandırmak demek kendinin akademide okuduğu o kadar yayını ve kitabı okumadan insanların nasıl bu kadar akademik seviyede ileriye gideceği konusunda büyük bir buluş olarak ne ilmi ne bilimsel olarak bir delilin kabul edilmediği bir metodun , dayandığı delilleri de yine Kur'an ayetlerine yorum getirerek elde etmesi karşısında ilmi ve bilimsel açıdan nasıl delil getirmek gerektiğini siz düşünün.

Kur'an'a iman etmekle Kur'an'dan sürekli yorum çıkararak her konuya cevap getiren bir insanın başka bir kaynağın olduğunu Kur'an'dan delille de kabul etmesi ancak insaflı ise mümkündür. En doğruyu ben anlarım diyerek Kur'an'cılık yapanların akademik bir gaye peşinde olmadığı ve ilim dünyasının sürekli tepkisini çektiği halde onların kendi yollarına taş koyduğum için bana düşman diye bahsetmesi aslında bakışaçısının insanın niyetlerini ortaya koyduğu gerçeğidir. Art niyetli kişilerin kendi gibi sandığı ilk insanlar temiz kalpli insanlardır. Çünkü kendileri gibi olanları tanısalar da temiz kalpli insanların kendilerinden daha beter olduğunu düşünür. Bunu çoğu defa yaşadım. Hem de ilahiyatçılar arasında.

Nüzul-u Mesih meselesini neye göre inkar ettiğini de bilmeyip inkar eden bir ilahiyatçılar  neden üzerinde çalışmak için halkın tam bilmediği bir iman konusunu seçiyor ?

 Başörtüsü hakkında bu kadar fazla hadis yok mesela neden o konu hakkında bir çalışmanız yok ? İman konularına göre daha az delil var.   Ayetin yanında hadis ve fıkıh alimlerinin çıkardığı hükümlerle amel ediyoruz. Ayetteki örtünme hakkında onlarca tevil getirip bunun olmadığını söyleyen ilahiyatçıların düştüğü duruma düşmekten mi korkuyorsunuz ?

Toplumun belli sınırlarına göre mi topluma dini anlatıyorsunuz yoksa toplumdan gelip toplumun bilmediği önemli meseleleri anlatmak için mi dini anlatıyorsunuz ?

Mesele İslam dinini savunmak olunca ise İslam'ı tek başınıza savunmak zorunda kalan bir ilahiyatçı olarak müslümanlara anlattığınız Dinin sizin görüşünüz olup olmadığını ortaya koymak için din alimleriyle münazara yapmaktan kaçsanız da bilimi dine karşı kullanan bir akademisyen ile kandırılacak çok insan olduğu ortamda anlatmadığınız gerçek İslam'ı bile savunarak kendinizle ters düşeceğiniz için elinizde anlatacağınız din bile olmadığının farkında olunca bilim adamlarının dine karşı söylemlerini ayetleri ona göre tevil edip karşı tarafın görüşüne delil olarak mı kullanacaksınız ?

Bir ilahiyatçının karşısında sadece tek bir alanda çalışma yapmış, diğer konular hakkında sınırlı bilgisi olan bir bilim adamının "bilim bu" demesine karşılık ilk yıllarda "ayet var" demekle sonra da ayetlerde aslında öyle olduğuna dair delil getirmeye çalışmakla mı akademik alanda ilerleme sağlanıyor ?

İslam dinini savunmak için insanları dinden çıkaracak seviyede ayetleri tevil ile inkar ederek fen bilimlerini öğrenmeden bilime karşı din (din bilimi değil) gayesine yıllardır aldatılan ilahiyatçılarımız olsa  da bu kadar ilahiyatçı arasından neden bir fen alanlarında kendini geliştirebilen bir ilahiyatçı çıkmıyor. Bu alanda söz söyleyebilmek Kur'an ayetleri hakkında bu kadar rahat konuşan ilahiyatçılarımızın yapamayacağı bir iş değil. Tecrübe ile elde edilen her insanın aklıyla anlayacağı bilgileri anlamanın Allah'ın kelamını anlamaktan zor olmayacağı kesin.  Alanı olmadığı bir mesele olsa da İlahiyatçı olarak sizin alanınız olmayan konularda size karşı getirilen bozuk delilleri çürütmek için gereken fenni bilginin İslam alimleri tarafından İslami ilimler kapsamında öğrenildiğini unutmayın. Birşey bilmediğini iddia ettiğiniz İslam alimlerine karşı fen yobazlığı yaparak ortalıkta cirit atan insanlara fenni cevapları getirecek ilahiyatçımız neden yok?

Bu durumda evrimi kabul eden ilahiyatçının, biyoloji dersi görmediği için böyle inandığı söylenen bir ilahiyat öğrencisine anlatacağı ne vardır ?

 

Hızlı yanıt'ı kullanarak çabukça ileti gönderebilir, iletilerinizde gülümseme ve bbc kullanabilirsiniz.

Not: Bu konu bir moderatör tarafından onaylanmadan görüntülenmeyecektir.
Kullanıcı Adı: E-Posta:
Doğrulama:
Kuran cumlelerine ne isim verilir?: