“Ramazan
ayι ki insanlara, yol gösterici, hidayeti, doğruyu batιldan ayιrmayι açιklayan
Kur’anı Kerim bu ayda indirildi. Sizden kim bu aya erişirse onu oruçlu
geçirsin. Allah orucu farz kιldi ta zenginlerde açlιğιn açlιğιnι anlasιnlar ve
böylelikle fakirlere de merhametle hareket etsinler.”(1)
Her yıl bize asıl kimliğimizi hatırlatan
rahmet ve bereket ayına nihayet kavuşuyoruz. Evimize misafir gelince onu
ağırlamaya özen gösterdiğimiz gibi Rabbimiz, bize hediye olarak
sunduğu bu ayı da hak ettiği şekilde ağırlamayı nasip etsin. Zira bu ay
herhangi bir ay değil bu ayda kazanılan sevaplar da herhangi bir amel
sevabı değildir. Nitekim Rabb Teala “Kulum benim için yemesini içmesini ve
şehvetini terk etmektedir. Oruç benim içindir onu ben değerlendiririm. Sevabın
karşılığı on kata kadar artar.” buyurmuştur.(2)
“Peki, sizce Rabbin bu aya rağbeti nedendir? Bir fıkıhçının dediği
gibi dağın arkasında görmemiz murad edilen ne vardır? Oruç bize neyi
öğütlemektedir? İsterseniz bu soruları cevaplamaya orucun kelime anlamıyla
başlayalım:
Oruç Farsça bir
kelimedir. Kelimenin aslı “günlük” anlamına gelen “Ruze”dir.
Önceleri “Oruze” olarak kullanılmış, daha sonra oruç şeklinde ifade
edilmeye başlanmıştır. Arapçada orucun karşılığı “savm” kelimesidir.
Savmın anlamı yemek-içmekten kendini tutmak, hareketsiz kalmak ve her şeyden
elini eteğini çekmektir. Kur’an’da savm “susmak” anlamında da
kullanılmıştır. Ayrıca oruç sadece İslam dininin muhataplarına değil geçmiş
kavimlere de farz kılınmıştır.
(Kur’an-ı Kerimde “Ey
müminler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz
kılındı ki muttaki olasınız” buyrulmaktadır.(3))
Ramazan ayı vesilesiyle
tutulan bir aylık oruç aslında nefsin riyazetidir. Nefse susmayı sabretmeyi
beklemeyi bir çocukmuşçasına eğiterek öğretmektir. Çünkü nefsin en zayıf olduğu
konu açlıktır. İnsan açlıkla nefsini terbiye edebilirse pek çok hikmetin
anahtarını ele geçirmiş sayılır. Çünkü tokluk yokluktur.
Ebu Süleyman Darani der
ki:
“Kim doyarsa altı afet gelir:
1-Münâcâtının tadını kaybeder
2-Hikmetin muhafazası zorlaşır.
3-Yaratıklara karşı şefkatten mahrumdur çünkü hepsinin tok olduğunu
zanneder.
4-İbadetlere karşı ağırlık hisseder.
5-Şehvet artar
6-Müminler mescidler etrafında dolaşırken onlar tuvaletler etrafında
dolaşırlar.” (4)
Yürüyen Kur’an Efendimiz
a.s. yaşantısına baktığımızda da onun ömrünün “savm” olduğunu görürüz.
Bizler orucumuza zarar gelir korkusuyla bir ay boyunca nefsimizle
cedelleşmekten bitap düşeriz. Her zaman işlediğimiz ufak tefek (!) günahları
işlememeye çalışırız. Bayramla birlikte nefsimiz oruç kalkanını kırar ve on bir
ay sonrasına kadar bizi ateşe sürüklemeye devam eder. Oysa Peygamber (a.s.)
gerek Ramazandan sonraki Şevval ayında gerekse hemen her haftanın
pazartesi Perşembe günleri oruç tutarak bize nefsin heveslerini kırma yolunu
göstermiş, aslında bir ömrü Ramazanmışçasına geçirmemizi hal diliyle
bize söyleyerek nefsi disipline sokmanın bir aylık bir iş
olmadığını yaşantısıyla ispatlamıştır.
Peygamber efendimizin
yine oruçla ilgili pek çok teşvik edici hadisi bulunmaktadır. Bunlardan biri de
şudur:
“Oruç bir kalkandır.
Sizden biriniz oruç gününde olduğunda kötü söz söylemesin, tartışıp dalaşmasın,
eğer birisi onunla dövüşür veya ona sataşırsa “Ben oruçluyum” desin.
Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin olsun ki oruçlunun ağız kokusu Allah
katında misk kokusundan daha güzeldir.”
“Oruç tutan kimse
için iki sevinç vardır: orucu açtığında sevinir,oruçlu olarak Rabbine
kavuştuğunda sevinir.”(5)
Bu hadisten de
anlaşıldığı üzere oruç nefsin heva ve heveslerine karşı kalkan vazifesi
görmektedir. Oruçlu kimse sırf Rabbin rızası için eline diline beline sahip
olarak “Reyyan” kapısından girmeye hazırlanır.(6)
Ramazan ayı dışında
dünya meşgalelerine dalıp kime kul olduğumuzu unuttuğumuz günler de maalesef az
değil. Oysa oruçluyken Allah Resulu’nun buyurduğu gibi “kıyametin açlık ve
susuzluğunu hatırlar” yoksul ve muhtaçların halini bilfiil yaşayarak
anlar fitreler ve iftar davetleriyle manevi hazza erişerek ruhumuzu
tekâmülde bir adım daha ileriye taşırız. Ayrıca oruç toplum bilincini de
canlandırır, toplu olarak ibadet etmenin oluşturduğu manevi iklim elbette
ki oruç tutmayan insanları bile etkileyecektir.
Ramazan ayını bu
bilinçle karşılar ve hakkıyla eda ederek uğurlarsak hayal bile edemeyeceğimiz
güzelliklere hem bu dünyada hem de ahirette erişiriz biiznillah. Yoksa
peygamberin de buyurduğu gibi Allah bizim açlığımıza muhtaç değildir. Ramazan
orucu nefsimizin hizaya gelmesi için bir kamp ve sevgili Rabbimizin rızasını
elde etmek için bir köprüdür.
Sahurlarda uykumuzdan
feragat ederek kurduğumuz sofralara cennet sofrası gözüyle bakarak,
okunan mukabeleleri Allah Resulü’nden dinler gibi takip ederek, gün içinde
öfkemize, bedenimizden sadır olacak nahoş işlere ket vurarak, akşamları iftar
öncesi Resulün bir hurmayla iftar ettiğini tefekkür ederek, yatsıdan sonra
teravihi Hz. Ömer’in ardında cemaat olmuş gibi kılarak aşk dolu bir ramazan
geçirmeniz ve bayrama her türlü kerahetten arınmış bir ruhla
çıkmanız temennisiyle; Şekûr olan Allah’a emanet olunuz…
(1)Bakara 185
(2)Buhari ve Müslim
(3)Bakara 183
(4)Amellerin faziletleri
(5)Buhari ve Müslim
(6)Cennette sadece oruçluların gireceği bir kapı
Esma Kayışkanat
|