|
Uykulardan
uyanıyorum efendim etrafıma bakıyorum ki sen yoksun, bir lahza kokun kalmış
yanımızda, bütün hücrelerimle çekiyorum içime, damarlarımdan kanlar çekiliyor
beynime, sonra tekrar yatıyorum.
Asrı Saadete
Mekke-i Mükerreme’ye gidiyorum. Bir Hz. Hatice oluyorum, senin için her şeyimi yeniden
feda ediyorum. Kimsesizlerin elinden tutuyor, açları doyuruyor ve bütün malımı
Allah ve Resulü yolunda harcıyorum. Senden öğrendiğim şefkat ve merhametle
herkesi kucaklıyorum.
Sonra bir
Hz. Ali oluyorum; küfür meclislerinde: “Bana inanan yok mu” dediğin
zaman daha 9 yaşında olmama rağmen şehadet parmağımı kaldırarak sesimin çıktığı
kadar bağırıyor, “ben varım ya Rasulallah” diyorum.
Bir anda Hz
Ebubekir oluyorum efendim, seni adım adım izliyor, ayağına batmaması için
yollardaki taşları temizliyorum. Bir ömür sana vefayla bağlı kalıyorum.
Taif’teki
taşlar oluyorum, o talihsiz taşlar, sana değmemek için başka taraflara itiyorum
kendimi.
Bir Musab
oluyorum efendim, dünyayı elimin tersiyle itiyor, üveyikler gibi sana doğru kanatlanıyorum.
Hakikate doğru koşuyor, koştukça susuyor ve testimi senin iman çeşmenden dolduruyorum.
En sevdiğin
amcan, Allah’ın arslanı Hamza oluyorum, sana eziyet edenlerin karşısına cesurca
çıkıp hepsini titretiyorum, ölüm bile benden korkuyor. Gözümü bile kırpmadan
ölüme gidecekken, hakka ve hakikate gözlerini açmamış bir Vahşi’nin mızrağıyla
cennet semalarına doğru kanatlanıyorum.
Adalet
timsali Ömer oluyorum. Dışarıda heybetimden herkes korkarken, senin yanında iki
büklüm oluyor ve geçmişte sana çektirdiğim eziyetlerden dolayı hicap duyuyorum.
İmana kavuştuktan sonra senin yanından ayrılmıyorum.
Vahşi
oluyorum bir an, hakikate gözlerimi açtığım andaki pişmanlığım geliyor gözümüm önüne,
Hamza’yı şehit ettiğim o kara gün aklımdan çıkmıyor. “Bana fazla görünme”
diyorsun ey nebi, ben de uzaktan seyrediyorum seni. Geceleri yatağımda hıçkıra
hıçkıra ağlıyorum, gel diyeceğin günü bekliyorum ama o gün hiç gelmiyor. Sen
gittikten sonra da duramıyorum buralarda, çekip gidiyorum.
Bilal i
Habeşî oluyorum efendim, “erihnâ ya Bilal” diyeceğin anı heyecanla
bekliyor, koşarak ezan okumaya gidiyor ve insanları ferahlatıyordum. İslam’ın
ilk müezziniydim. Sen gittikten sonra ezan okuyamaz oldum, senin adını
söylerken dizlerimde derman kalmıyor ve olduğum yere yığılıyordum. Sensiz
geçirdiğim günler bana ızdırap veriyor ve sana kavuşacağım günü bekliyordum
Ey Nebiler
Serveri! Zeyd oluyordum, dünyanın en kutlu kölesi, Nübüvvetini müjdelediğinde
koşarak sana iman ediyordum. Şefkatinden ve merhametinden en çok nasibimi ben
alıyor ve sana iman ediyordum. Yeryüzündeki en kutlu insanın kölesi oluyordum. Namaz
kılarken başını koyduğun kumlar oluyor, secdede rahmanla baş başa kaldığın
anların da tek şahidi ben oluyordum. Ağladığın günlerde gözyaşın oluyor, ahir
zamanda gelecek ümmetin benim yere düşmemem için neler yapardı diye düşünüyor
ve seninle birlikte bende ağlıyordum.
O kutlu gecede,
miraç gecesinde üzerine bindiğin Burak oluyor ve seni Rahman’a kavuşturmak için
gökleri yararak çıkıyor, seni sırtımda taşıdığım için dünyanın en kutlu varlığı
oluyordum.
Hicret
ettiğin vakit ensarla muhaciri birbiriyle kardeş yapmıştın ya, ben de senin
kardeşin oluyordum efendim, doya doya gözlerinin içine bakıyor, sana sarılarak hüngür
hüngür ağlıyordum. Hutbe okurken yaslandığın odun oluyor, anlattıklarının
ardından gözyaşı döküyordum.
Gel sevgili,
uyandır bizi bu uykudan, hasretin içimizde kor oldu, su döktükçe alevlenen ateş
oldu. Rüyalar sensiz hayal oldu, gel ey sevgili bitsin bu hasret, susuz çöl
gibi susuzuz, dünyalar bizim olsada bilki sensiz mutsuzuz…
Mehmet Akif Baltacı
|