ARŞİV
Tüm Kategori
Esintiler - Esâtiz
Neclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı
| Neclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı |
|
|
|
| Yazan Prof. Dr. İsmail Kara | |
| Pazartesi, 11 Ağustos 2008 | |
|
Ayıttı ol peri bir gün düşüne girürem
bir şeb Sevincimden nice yıllar geçüpdür görmedim uyku
“Necla
Pekolcay hocamız memleketin mümtaz edebiyatçılarından olmasının yanı sıra
fakültemizde de (Marmara İlahiyat) bir dönem ders vermiş ve ilerleyen yaşına
rağmen sahip olduğu ilmi talebelerine aktarmak için say‘u gayrette bulunmuştur.
İsmail Kara hocamız da, kendisinden tefeyyüz etmiş birisi olarak merhumenin
vefatı münasebetiyle dokunaklı bir yazı kaleme almıştı. Bu yazıyı
hocamızın da münasip görmesi üzerine siz kıymetli E-ilahiyat okuyucularına iki
bölüm halinde sunuyoruz”
Talebem
Fatma Er’e
Bugün 4 Temmuz 2008, Cuma.
Sabahleyin biraz erkenden fakülteye intikal ettiğimde beni kapıda karşılayan
vefat ilânını görür görmez daha aşağısını okumadan Neclâ Hanım hocamızı
hatırladım. Bir müddettir yoğun bakımda olduğu için kulağımız duvarda
sayılırdı. Yazıya yaklaştım ve uzaktan hissettiğim rahmet haberini buldum.
“…Cuma namazını müteakip Fakülte Camisi’nden kalkacak ve Eyüp’te defnedilecek…”
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Meğer dün akşam saat 20’yi çeyrek geçe yola
revan olmuş. Regaib Kandili’nde ve Mevlid-i şerifin; sağlam bir metnini
ortaya çıkarmak için nerede ise ömrünü vakfettiği Mevlid-i Risâlet-penâh’ın
radyo ve televizyonlarda, camilerde okunmaya başladığı bereketli ve gulguleli
saatlerde... Belli ki hem kandil gecesini hem de mevlidlerin başlamasını
beklemiş.
Ne güzel tesadüf… Rahmet ne asude bir zamanda gelmiş, ne hoş dökülmüş! Kim
bilir belki de Rahmet Peygamberi bir lütuf olarak, bir “vesile-i necat” olarak
yetim ve kimsesiz bendelerine rahmeti bizzat kendileri getirmiştir…
Beyt:
Ayıttı ol peri bir gün düşüne girürem bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçüpdür görmedim uyku
Böyle zamanlarda bazen gayrıihtiyari radyonun kulağını çevirir, kısmetime çıkan
türkü veya şarkı ile hasretle, zevkle karışık ızdırabıma ortak ararım. Bir tür
tefe’ül yahut teselli arayışı. Belki arayışa sığınan unutma, unutuşa sığınan
arama…
Bu sefer de öyle oldu. Şükrü Tunar’ın hicaz bestesi yeni başlıyordu:
Neden hâlâ seversin onda vefa yok gönül
Âhın âlemi sardı derde şifa yok gönül
Eyvallah, sağ ol, kitabın tam da orta yerinden okudun, hem bana hem de Neclâ
hocaya muvafık düştü doğrusu; “Sağ ol beni karşıladın”…
Hoca uyluk kemiğini kırmış ve hastaneye düşmüştü. Bir aydan fazla bir zaman
oldu. Riskli olan ameliyatı beklenmedik şekilde iyi geçti. Bir iki defa ayağa
kaldırıldı ve odasındaki koltuğa oturtuldu. Hatta doktorlar eve çıkabileceğini
bile söylediler. Hoca “ağrılarım tutarsa ne yaparım, burada hemen gelip
bakıyorlar, ilaç veriyorlar, orada kime sesleneceğim” diyerek eve çıkmak
istemiyordu. Hayli zamandır evinde yalnızdı. Hizmet için eve gelip giden hanım
ve ziyaretinde kusur etmeyen talebeler çekilince yapayalnız… Ayağı kırılıp düştüğü
zaman sesini komşulara duyurabilmek için korku ve acı içinde kıvranarak çok
bağırmıştı, ev korkusu biraz da bundandı.
Belki de uzun sefer malum olmuştu.
Sonra yatmaktan mütevellit sırt ve arkasındaki ağrılar, kızarmalar baş gösterdi.
Zaten yıllardır hassas dengeler üzerinde yürüyen zayıf, nazik ve hasta vücudu
iyice hassaslaşmış, tahammülden kalmıştı. Korkulan şey yara açılması idi.
Kendiliğinden hareketlenen, şişip inen özel yatak alındı fakat hocanın kemik
hastalığından kaynaklanan kamburu olduğu için yara açılmasına mani olunamadı.
Beterin beteri dedikleri bu olsa gerekti.
Sonra mikrop kapmalar, iltihap,
ateş, ağrı… Sık sık kan tetkikleri…
Önceki Çarşamba günü, hocaya hayli hizmeti geçen talebelerimizden Fatma Er’e sorduğumda
“şimdi oradan geliyorum, Hoca’nın şuuru gitti” dedi hayretler içinde ve
ağlamaya başladı. Sonun başına mı gelmiştik yoksa! Ardı sıra yoğun bakım
servisine alındı. Gidiş o gidiş. Teslim-i ruh için Melekü’l-mevt’i orada, o
loş, sessiz ve serin yerde dünya ile irtibatları kopmuş olarak tek ü tenha
bekledi. Nihayet emr u ferman geldi; “Göz yumuldu kaş süzüldü”.
Asırlar öncesinden bir ses araya girdi:
“(…) Hatun ölürken Cennet melekleri gelip saf duralar, ona izzet ikram ile
selâm vereler ve diyeler ki; ‘Allah’ın sevgili şehide cariyesi, gel çık,
neylersin dünya sarayından. Senden Allahu Teâlâ razı oldu ve sana bu
hastalığını bahane edip günahını bağışladı, sana Cennet ihsan etti. Gel emaneti
teslim eyle’ diyeler.
Pes hatun bu mertebeyi görüp canını vermek istedikte dört yanına bakıp diye ki;
‘benim ile dostluk edenleri yarlığayıp rahmet etsin sonra teslim edeyim’
dedikte melekler dahi recasını Cenabı Hakk’a arz edeler. Hitab-ı İzzet gele;
‘İzzetim hakkı içün cümle duasın müstecab eyledim’ diye. Melekler dahi muştuluk
eyleyeler. Ondan Melekü’l-mevt yüz yirmi rahmet melekleri ile gele. Yüzlerinin
nuru Arş’a çıkmış, başları taclı ve arkalarında nurdan hulleler ve ayaklarında
altun nalinler ve yeşil kanatları ola. Ve ellerinde Uçmak yemişleri; rayihaları
misk gibi. Gelip izzet ve ikram ile selâm vereler. Diyeler ki; ‘Hallâk-ı âlem
sana selâm eyler ve Cennet verip habibi Muhammed aleyhi’s-selâma komşu eyler,
Hazreti Aişe’ye musahip eyler (…)” (Mızraklı İlmihal’den).
Hocanın cenaze namazını yılarca beraber çalıştıkları Bekir Topaloğlu hoca
kıldırdı. Tezkiye konuşmasını o yaptı. Çoğu talebelerinden müteşekkil kalabalık
cemaattan o helallik istedi. Bir gulguledir helalleşildi, kâmil bir hüsn-i
şahadette bulunuldu. Sonra Eyüp’e, o suskunlar diyarına, o ölümün mûnisleştiği
beldeye, ana ve babasının kucağına emanet edildi.
Hoca’nın çoluk çocuğu yoktu,
erken yüz gösteren kemik rahatsızlıkları ve zafiyet onu dünya nimetlerinin
haylisinden mahrum bıraktı. Bir zahit gibi ömür sürdü. Talebeleri ve kitapları
çocukları yerine geçmişti. Ziyaretine gelen, hürmetle ellerine yapışan ne çok
talebesi vardı! Cenazede de her yaştan talebesi bulundu, naaşını eller üstünde
taşıdı. Onu her daim rahmetle yad edecek de çoktur.
Gelin şimdi aşk ile şevk ile Süleyman Çelebi merhumun, Anadolu Müslümanlığının
Peygamber aşkına altı asırdır alemdarlık yapan o büyük zatın Mevlid’deki
duasına hep beraber âmin diyelim:
Olâ kim rahmet kıla ol Padişah
Ol Kerîm u ol Rahîm u ol İlâh
Prof. Dr. İsmail Kara
Neclâ Hoca İçin Vefa(t) Kaydı-2 için tıklayınız..
Bu Yaziyi Arkadasima Gonder
Yorum (1)
![]()
Diğergamlık! Gonderen: Abdullah Birisi, 2008-09-04 21:08:04
Allah Resulu arkada bırakılan hayırlı şeylerden bahsederken "salih evladı" da zikreder. Memleketin ilim ve irfan yuvaları olan mekteplerde, hassaten Yüksek İslam Enstitülerinde memlekete hayırlı hizmetlerde bulunmaya namzet erler yetiştiren Necla hocamız gibi ilim ve irfan sahibi şahısların kıymetleri bir şekilde ifade edilmeliydi. İsmail Hocamıza, Necla hocanın talebesi olarak bu vazifeyi ifa ettiğinden ötürü müteşekkiriz. Elbette kıymet bilenin, vefakar olanın da bir gün kıymeti bilinir ve başkalarına gösteirilen vefa gün olur size gösterilir. Selametle...
Yorumu yoneticiye rapor et
Eksi oy ver
Art 006f007900200076er
Oylar: +1
Yorum Yaz
|
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 11 Ekim 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|