İnsanlığın var oluşunun en eski dönemlerinden itibaren
mahiyeti tartışılan, ancak ne olduğu hakkında kesin ve ortak bir kanıya
varılamamış olan sihirli bir kelimedir mutluluk. Hakkında çok şey söylenmiş,
çok şey yazılmış ama ‘budur’ denilebilecek bir tarifine
rastlanmamıştır.
Kim bilir, mutluluğun ‘anlatılmaz,
yaşanır’ diye tarif edilmesi bundandır belki de. Nihayetinde, göreceli ve
soyut bir kavram olduğuna kanaat getirilen ve tanımı mevcut olmayan bu
kelimenin sayısız tariflerine rastlamak mümkündür.
Çokça duyduğumuz mutluluk tariflerinden birkaçını ele alalım şimdi. Sözcüklerin
manalarını araştırırken başvurduğumuz ilk kaynaklardan olan TDK sözlüğünde
mutluluk, “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli ulaşılmaktan doğan kıvanç
durumu” şeklinde tanımlanmıştır. Spiritüalist görüşe göre ise gerçek
mutluluk, başkaları için verilen emeklerin ruhta bıraktığı hazlardır,
vazifesini yerine getiren varlığın duyduğu huzur ve sevinç halidir. Sadece bu
iki tanımda bile sorgulanacak o kadar çok şey var ki, bu kelime ‘sihirli’
sıfatını hak etmiyor değil. Sorgulamaya başlayalım öyleyse: ‘Nedir
özlemlerimiz?’‘Hizmet nedir, nasıl olur?’‘Vazifemiz nedir?’
‘Kıvanç durumu ve huzur ve sevinç hali dedikleri şey nedir?’ ‘Bu hallere
ulaşmanın bir yolu var mıdır?’... Bu ve benzeri soruları sıralamak
mümkündür. Ben daha fazla uzatmak istemiyorum. Soruların yanıtlarına gelince;
benim yanıtlarım yine bir yığın sorudan oluşacağı için yanıtlama işini sizlere
bırakıyorum.
Spiritüalistlerle birlikte daha pek çok kimseyi ortak bir noktada
buluşturan hizmet kavramını mutluluğun tarifini sorduğunuz daha nicelerinden de
işitmeniz mümkündür. Budizm’in “Bütün mutsuz olanlar, yalnız kendi
mutlulukları peşinde koşanlardır. Bütün mutlu olanlar ise başkalarının mutlu
olması için çalışanlardır” görüşünde de aynı anlayış alenen ortadadır. Ne
de olsa ‘aklın yolu birdir’ demişler. Sizce haksızlar mı? Başkalarına
faydalı olduğumuzu hissettiğimizde içimizde oluşan huzurun adına mutluluk
denilemez mi? Sizleri bilmiyorum ama benim en keyif aldığım işlerdendir
insanlığa hizmet etmek. Hizmeti keyif veren tek şey diye addedemeyiz elbette.
Zira daha kıyısından bile geçmediğimiz denizlerin sayısı, okyanusta damla
misali. “İnsan ne kadar mutlu olmak isterse o kadar mutludur” diyerek
mutlu olmanın bir karar olduğuna dikkat çeken Abraham Lincoln’un tanımı da bu
damlalardan birisidir. Ne güzel söylemiş Lincoln mutluluğun bizim elimizde
olduğunu iddia ederek. İçinizden ‘Peki ya o kadar kolay mı?İstediğimiz
her an mutlu olmamız mümkün mü?’ diye sorguladığınızı hatta hemen ardından
da ‘Eğer öyle olsaydı, şu anda bende pekâlâ mutlu insanlardan olabilirdim’
diye bunun mümkün olmadığını ısrarla gösterme çabalarınızı hisseder gibiyim.
Oysa sevinerek söylemeliyim ki; yanılıyorsunuz. Çünkü mutluluk insanın bakış
açısına bağlıdır.
Nazar ettiğiniz bir olayda nahoş ve üzücü olaylar olabilir
ama onun içinde bulunan-illaki vardır- güzel tarafı görebilmektir mutluluk.
Bununla ilgili meşhur birde hikâye vardır: Hikâyemizin kahramanı kral bir gün
ülkesinin ressamlarına mutluluğu resmetmelerini ferman buyurur. Ülkenin usta
ressamlarının uzun ve zorlu uğraşlarından sonra sıra resimleri krala sunmaya
gelir. Birinci seçilen resimde, rüzgârın şiddetini ifade eden çizgiler, bir
çağlayan ve adeta kontrolsüzce akan bir ırmak ve bu ırmağın hemen yanında da
bir ağaç vardır. Ağacın tepesinde ise bir kuş yuvası vardır ve anne kuşun
yavrularını beslediği ‘an’ resmedilmiştir. Hükümdarın neden bir kargaşa
ortamını anımsatan bu resmi seçtiğini anlayamayan ressamlar arasında bir uğultu
kopar ve ardından sorarlar hükümdara neden bu resim diye? Hükümdar cevap verir:
“Gerçek mutluluk kargaşa ortamında dışarıda olandan etkilenmeden,
geçirgenliğini koruyarak, huzur içinde hayatına devam edebilmektir” der.
Evet, mutluluk yine çok iyi bilindiği üzere dışarıda değil içimizdedir.
Uzaklarda veya büyük şeylerde aramak faydasızdır, çünkü o yakınımızda ve küçük
şeylerdedir. Bir kuşun ötüşünde, bir bebeğin içe işleyen gülüşündedir. Açlıktan
ölen insanlar mevcutken yiyebildiğin bir lokma ekmekten sonraki şükründedir…
Gökyüzünün mavisinin tabiatın yeşiliyle ahenkle dansını seyrederken bir bardak
çayı yudumlamaktadır mutluluk… Uykunun en vazgeçilmez yerinde-şafak vaktinde-,
herkes uyurken ayakta olup, o temiz havayı solumak, dış dünyamızı aydınlatmakla
yetinmeyip, içimize işleyen sıcaklığın kaynağı olan güneşin aheste aheste
doğuşunu seyretmektedir. Okuduğunuz kitabın kahramanının mutlu olmasıdır bazen
sizin mutluluğunuz… Bu ve benzeri ufacık şeylerdedir mutluluk. Bu ufak şeylerin
arasında hüzün veren şeylerde mevcut olsa da yine de güzelliklere
bakabilmektir. Bardağın dolu tarafını görebilmektir diye de tarif
edebileceğimiz kelimemizle ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bir husus da,
mutluluğun bir şeylere bağlı olmadığıdır. ‘Şu kadar param olursa mutlu
olacağım’‘Şöyle bir evim olsun mutlu olacağım.’ ‘Şu kadar puan alırsam,
sınıfı geçersem… mutlu olacağım’ Böyle hedefler vardır, ‘armut piş,
ağzıma düş’ hesabı, varır varmaz mutluluk beklenen. Öyle de olur aslında,
kişi o dediği noktaya geldiğinde sevincinden havalara uçar adeta. Ama adı
üstünde o sevinçtir, mutluluk değil. Daha doğrusu sevinmek mutluluk kaynağıdır
ama mutluluğun tek kaynağı değildir. İşte buraya dikkat etmeyince sevinçler
sona eriyor, yeni talepler peyda oluyor. Tam ulaştım dediğimiz mutlu sonlar
böylece yeni birer başlangıca dönüşebiliyor. Bu da bize, mutluluğun bir şeyler
elde etmekle-hele de maddi şeyler- olamayacağını gösteriyor. Yine meşhur bir
hikâye daha vardır meleklerin bizler bulamayalım diye mutluluğu içimize
sakladıklarını anlatan. Melekler ve içimize bir şeyler saklamaları olayı ne
kadar doğru bilemeyiz ama bu hikâyedeki 'mutluluğun içimizde bulunduğu'
önermesinin gerçek olduğunu söyleyebiliriz. Mademki bu kavram somut değil, his,
duygu diye soyut kavramlarla tarif ediyoruz, öyleyse somut şeylerde aramakta
yanlış olur. O, içimizdedir, ruhumuzda, zihnimizde, bize ait soyut bir mekânda
işte. Mutluluk özümüzdedir, benliğimize işlemiştir. Bu yüzden kime sorsanız
kendince cevap verecektir.
Mutluluk nedir diye çevrenizdeki insanlara sorduğunuz
takdirde ‘Kişinin sevdiği ile birlikte olmasıdır, sevdiğinin yanında
olmasıdır’ yanıtı da almanız muhtemel yanıtlar arasındadır. Bunu diyen
dostane yürek, ne güzel, ne doğru söylemiş değil mi? Sevdikleri ile bir arada
olmaktan hazzetmeyenimiz yoktur herhalde. Peki ya sevdiklerimizi her şeyin
olduğu gibi mutluluğunda Halik’ı Allah için seversek? Peki ya biz Allah’ı
seversek? Bundan güzel mutluluk; mutluluğunda, O (c.c)’nu sevmekten güzel
tanımı var mıdır acaba? Evet, mutluluk sevgidir. Peki ya sevgi nedir? Kimler
sevilir? Yine aklıma gelen onca soru var ama tüm bu sorulara ve cevaplarına
değinmeye kalktığımda yine sayfalarca sürebilecek yeni bir tartışma konusu
ortaya çıkabilir. Bu nedenle ben mutluluğun mahiyetini araştırmak yerine
hepimizin bildiği ‘kendini sevmeyen başkasına muhabbet besleyemez’
anlayışından yola çıkarak bu konuyla ilgili birkaç şey daha söylemek istiyorum.
Meşhur bir önerme vardır: ‘Kişi bilmediğinin düşmanıdır’ diye. Eğer bu
doğru ise bende ‘kişinin bildiklerine dost olacağını’ söylüyorum.
Öyleyse bir şahsın kendine dost olması için önce kendini bilmesi gerekir. ‘Kendini
bilmek’ gibi güzel bir sebebin yine güzel sonuçları mevcuttur. Nitekim
Hadis-i Şerif’te de buyrulur ki; ‘Men arefe nefsehu fegad arefe Rabbehu
(Kendini bilen Rabb’ini bilir.)’ Görüyorsunuz ya tüm kapılar O
(c.c.)’na çıkıyor. Bize ruhundan üflediğini buyuran Rabb’imiz’i bilmek, O
(c.c.)’nunla-En Sevgiliyle- beraber olmak, şükretmek, dua etmek, zikretmek,
hürmet etmek, ibadet etmek, kısaca O(c.c.)’na layık kul olabilmektir
mutluluğun, onun (mutluluğun) ve her şeyin yaratıcısı Allah’a yönelik tarifi.
Hakiki mutluluklar sizlerin/sizlerle olsun inşallah…
elinize sağlık Gonderen: nurdan Fdn,
2008-07-17 12:35:38
mutluluk için giriş mahiyatinde bi yazı. öyle genişki tariflere sigmasının imkanı yok sanırım. Ama Mevlana'nın da dediği mutluluğu aramak mutsuzluğun anasıdır.teşekkürler elinize saglık