• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Ei Panel
ANASAYFA arrow ARŞİV arrow Tüm Kategori arrow Esintiler - Telâmiz arrow Kur'an-ı Kerim'in Anlaşılmasında Tercüme ve Dil
Kur'an-ı Kerim'in Anlaşılmasında Tercüme ve Dil PDF Yazdır E-Posta
Yazan Mükerrem Mete ( Uludağ İlahiyat 4. Sınıf Öğrencisi )   
Pazartesi, 07 Temmuz 2008
ImageTercüme güvenilirliği konusu genelde mananın bir dilden diğer dile aktarımında ortaya çıkan güçlükler bağlamında ele alınmaktadır. Ancak günümüzde artan dil felsefesi tartışmaları mananın bir dilin içinde bile ifade edilme problemlerini otaya koyuyor.

Bu da tercüme ve dil sorunlarının artık iç içe değerlendirilmesini gerekli kılar. Dolayısıyla İslam dininin ana kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin anlaşılmasında tercüme ve dil problemlerini birlikte incelenmelidir.

Tercümenin sağlığını olumsuz etkileyen başlıca faktör diller arasında standart manaları ifade eden kelimeler bulunmamasıdır. Bir dilde 3 farklı anlamı olan kelime, diğer dilde her biri de kendi içinde farklı anlamlara sahip 3 farklı kelimeye tercüme edilmektedir. Bazen de bir dilde kelimesi olan manaları karşılayan kelime diğer dilde bulunmamaktadır. Bunun kelime kullanıldığı toplumda bir ruh kazanmakta ve bazı çağrışımlar yapmakta, hâlbuki tercümesi olan kelimeler diğer dilde başka bir ruh ve çağrışıma sebep olmaktadır. Burada kelimenin kendisini değil, manasını tercüme etmek şeklinde bir çözüm arayışına gidilmiştir. Buna göre direk kelimeler değil de, kelimenin kullanıldığı dilde çağrıştırdığı şey tespit edilir ve diğer dilde bunu çağrıştıracak mana yakalanmaya çalışılır. Örneğin Almanca bir deyim olan “İch verstehe nur Bahnhoff” cümlesi direk tercüme edildiğinde “Sadece istasyon anlıyorum” olarak Türkçeye çevrilir. Hâlbuki bu cümleyi Almanlar söylenen şeyden hiçbir şey anlamadıklarını ifade etmek için kullanırlar. Türkler ise bu mana için “Fransız kaldım” demektedir. O zaman cümlenin tercümesi “Fransız kaldım” olacaktır ki Almancadaki halinde ne Fransa, ne de kalmak kelimesi bulunmamaktadır. Bunun bir çözüm olup olamayacağı üzerinde durulurken şu soru hemen akla gelmelidir. Diller arasında standart bir mana-kelime uyumu yoksa kelimelerde sağlanamayan uygunluk manalar da nasıl sağlanacaktır. Bu sefer de aynı manayı karşılayan birçok kelime sorunu karşımıza çıkar.

Dil felsefesi tartışmaları Modernizm eleştirisi ile yakından ilişkilidir. Wittgenstein’ın hem mantıkçı pozitivizme hem de dil oyunlarına yönelik açıklamaları, Hermeneutik, dekonstrüksiyon gibi akımlar tartışmaya yön vermektedir. Buna göre manayı kendi dilinde bile ifade etmenin bir yolu olmadığı iddia edilebilmekte, hatta manayı kişinin başkalarına değil kendisine bile ifade edemeyeceği belirtilmektedir. Sayısız ihtimalle ifade edilmeye açık bir manayı ifade etmeye başlamak onu açığa çıkabileceği pek çok şekil arasından bir şekle hapsetmektir. Diğer taraftan kelimeler ve onların bize yaptığı çağrışımlar bilinçaltımızın, toplumun, kültürümüzün, dilimizin, dinimizin vb. netleştirilemez tesirleri altındadır. Aslında hissettiğimiz manalar bile ifade edilmezden evvel bize açık olmayan tesirlere maruzdur ve biz hislerimizin bile bize ait mi yoksa bizim irademiz söz konusu olmaksızın gelişen şeyler mi olduğunu bilmiyoruz. Burada Gorgias’ı hatırlarsak aslında bu tartışmanın hiç de yeni olmadığını kabul etmemiz gerekir.

İslam kutsal metinlerinin tercümesi sorunundan evvel o metinlerin kendi dillerindeki manaları bile tartışmalıdır. Allah kullarına farklı manalar çağrıştıran bir kelimeler dizini indirmiştir. Acaba makul bir tek manada birleşilmesi için mi, makul mana ihtimalleri arasında serbestlik için mi, yoksa herkese ayrı ayrı bireysel olarak çağrıştırdığı şeyler için mi? İlk ihtimali ele alalım, buna göre Kur’an-ı Kerim’deki cümleler aslında bir tek manaya delalet eder ve murad-ı ilahi bunun tespit edilmesidir. Bu yanlıştır, çünkü böyle bir şey mümkün olmadığı gibi Allah Azze Vecelle  ve Resulü Hz. Muhammed, ümmet arasındaki ihtilafı bizzat beyan ve takrir etmişlerdir. Bu uğraş içinde olan ve Müslümanları tek bir manada buluşturmaya çalışan kişiler imkânsız ve süfli bir emel peşindedir. Bu emel üzerinde Modernizm tesirleri açıkça görülebilir. İkinci ihtimal sahih ve İslam geleneğinde uygulanmış olandır. Üçüncü ihtimal ise egosantrik bir İslam anlayışına yol açacaktır ki makul olmayan manalar niyetle temize çıkarılamaz. Ameller ancak aklın izin verdiği ölçüde niyetlere göredir.

Mükerrem Mete

Uludağ İlahiyat 4. Sınıf Öğrencisi

 

 

 

 

 

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yaz
Alani Kucult | Alani Buyut

busy
Son Güncelleme ( Pazar, 13 Temmuz 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 

Son Yorumlar

E-ilahiyat Ankara'da...
s.a ilahiyetcı olmak çok güzel bir duygu gibi ...
İlahiyat Öğrencileri...
Degerlı kardesım zahmetın ve samımıyetın ıc...
Üveys El-Karanî
Çok iyi ve unutulmuş olan bir konuya değinmişs...
O na Vasıl Olabilmek...
Darwin'in 200. doğum yıldönümü olan 12 Şubat...
O na Vasıl Olabilmek...
tarih bir deverandan ibarettir.islam coğrafyasın...
O na Vasıl Olabilmek...
Galileo ve sonrasındaki bilimsel gelişmeler Kura...
Tesettürü Bekleyen T...
içinde bulunduğumuz şu dönemin en ciddi sorunl...
O na Vasıl Olabilmek...
>metodoloji sorunu; her bilim dalının kendine ha...
O na Vasıl Olabilmek...
Sayın falay; >bilimsel tavır ile istihza asla bi...
O na Vasıl Olabilmek...
'Din değil kilise dogması' dediğiniz ve Galile...

Forumdakiler

7 Ziyaretçi, 0 Üye
 
 

BİZ KİMİZ?

Bize Katılın

BİZE KATILIN

Bize Katılın

VİDEOLAR

videolar

Üyelerimiz

7705 Kayıtlı üye
0 Bugün
6 Bu hafta
809 Bu ay
Son üye: karanfil89