|
Mısır, Arapçasını
geliştirmek isteyenlerin ilk tercih ettiği ülkelerden biridir. Kahire’de birçok
ilmi sohbetlere katılma imkânınız vardır. Âlem-i islâmın medresesi hükmünde
olan Ezher Üniversitesi’nin Kahire’de olmasının bunda önemli rolü vardır. Ezher
Üniversitesi Kahire’ye ve Mısır’a ilmi açıdan damgasını vurmuş. Kahire’deki
bütün imamların Ezher mezunu yüksek tahsilli ve hafız olmaları bu sözümüzün
ispatı açısından yeterli bir delil olsa gerek.
Hafız dedim çünkü Ezher’in
ilahiyatla ilgili bölümlerinden mezun olabilmeniz için Kur’ân’ı ezberleme şartı
var. Bu şart Arap kökenli öğrenciler için. Arap âlemi dışından gelen öğrenciler
için ise sekiz cüz ezberleme şartı var. Ezher Üniversitesi bütün İslam âleminde
tanındığı için, tüm dünyada, İslam dini hakkında akademik manada ilmi çalışma
yapmak isteyenlerin tercih ettiği üniversiteler arasında yer almaktır. Mısır’ın
ve Arap âleminin dışından gelen öğrenciler arasında; Malezya, Endenozya,
Balkanlar ve Orta Asya’dan gelen öğrencilerin çokluğu dikkatimi çekmişti.
Mısır’da birçok Arapça
kursunun bulunması burayı, Arapça öğrenmek isteyenlerin ilk sırada tercih
etmelerinin bir diğer sebebidir. Bu kurslar oldukça kalitelidir. Hocaları,
genelde Ezher’in Arap dili ve belağatından mezun olmuş hocalardır. Bu kurslar Ezher’de
okuyan öğrencilerin bile tercih ettikleri kurslardır. Maddi imkânı olan Ezher
öğrencileri mutlaka üniversite diplomasının yanında bu kursları bitirip
sertifikasını almaya çalışmaktadırlar.
Mısır’da özel Arapça
kurslarında fasih Arapça öğretilmekte ve konuşulmaktadır. Ezher’de ise hem
fasih Arapça, hem de ammice konuşulmakta. Mısır’a dışardan gelen Ezher
öğrencileri fasih konuşulmasını istemekte, hocalar ammice konuştuklarında anlayamadıklarından
yakınmaktadırlar. Mısır’lı öğrenciler ise, fasih Arapçayı anlayamadıklarını
söylemektedirler. Dolayısıyla bu problem teşkil etmekte, genelde dışardan gelen
öğrenciler dil problemini halledemediklerinden ilk sene sınıfta kalmaktalar.
Mısır halkı kendi
aralarında ammice konuşmaktadırlar. O derece ki fasih Arapçayı anlamıyorlar.
Fasih konuştuğunuzda sanki farklı bir dil konuşuyormuşçasına size öyle
bakıyorlar. İlk ve orta dereceli okullarda eğitim dili ammice. Basın-yayın
organlarında kullanılan dil de genelde ammice. Devlet maalesef fasih Arapçayı
teşvik edeceğine ammiceyi teşvik ediyor.
Mescitte, bir hatip, ayet
veya hadis okuduğunda halk bunu anlamıyor. Hatibin, okuduğu ayet veya hadisi
ammiceye tercüme etmesi gerekiyor.
Hiç şüphesiz ki bu
durumun devletçe de desteklenmesinin arkasında çeşitli sebepler var. Özellikle
dış güçlerin etkisi var. Mısır birinci dünya savaşından sonra bir süre İngiliz hâkimiyetinde
kalıyor. Kasıtlı olarak, halkın, Kur’ân’ı okuduğunda, dini kaynakları
okuduğunda anlamaması için ammice teşvik edilmiş.
Ayrıca her bir Arap
ülkesinin de ammicesi farklı. Mısırlı biri, Cezayir’e Fas’a gittiğinde oranın yerel
dilini anlamıyor. Dil birliği için hiçbir teşvik yok. Yani bütün bunların,
İslam âlemi arasındaki bağların koparılmaya çalışıldığı gibi, Arap âleminin
bağlarının kopartılmaya çalışılmasından başka bir gayesi yok. Bunu anlamak için
çok da zeki olmak gerekmiyor.
Sosyalist Rusya, orta Asya’daki
Türk cumhuriyetlerini hakimiyeti altına aldıktan sonra, her birinde farklı bir
alfabe uygulamış. Aralarında kültür etkileşimi olmasını engelleyerek onları
birbirinden uzaklaştırmaya ve koparmaya çalışmış. Malum “böl, parçala, yut”
prensibi. Bu prensibin başarılı olmasını sağlamak için bütün sömürgeci güçler
tarafından uygulanan en önemli öncüllerden biri müstemlekenin dilini tahrip etmektir.
Dilin tahribi demek aynı zamanda o milletin kültürünü tahrip etmek, onları
geçmişinden koparmak anlamına gelir çünkü. Türkiye de bundan istisna değildir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında dilde sadeleştirme adı altında yapılan
uygulamaların arkasında hiçte masum olmayan amaçlar vardır.
Osmanlıca tabir ettiğimiz
Türkçe’de kullanılan kelimelerin birçoğu Arapça ve Farsça kökenli Kur’ânî ve
İslâmî kavramlar. Dolayısıyla eskiden insanımız sadece dil vesilesiyle bile
İslam kültürüne, Kur’ânî tabirlere aşina oluyorlarmış. Yeni yetişen nesil ise
maalesef daha çok batı kültürüne aşina olarak yetişiyor. Arap âlemi için de
aynı durum söz konusu.
Meselenin vehâmetini
göstermek adına bir misal vereyim. Nil nehri kıyısında dolaşıyordum. Akşam
ezanı okundu. Oradaki bir askere en yakın mescit nerde bulunur diye sordum.
Hiçbir şey anlamadı. Beni komutanına gönderdi. Ona da fasih Arapça ile aynı
soruyu sordum. Bir şey anlamadı. Cümlenin gerisini bıraktım. Sadece “mescid
mescid” demeye başladım. Yine anlamadı. Sonra aklıma geldi ki, Mısır’lılar cim
harfini “g” olarak okuyorlar. “mesgit” dedim, yine anlamadı. İşaret filan
yaptım. Az sonra “haaa mezgit mezgit” dedi. Meğerse mescide “mezgit”
diyorlarmış. Onu öğrenmiş oldum bu vesileyle. Fakat şaşırdım. Yani “mescit”
kelimesi Kur’ânî bir tabir. Bunun bütün İslam âleminde bilineceğini zannederdim.
Hülasa, maalesef halk, “Kur’ânî” tabirlerden bu kadar uzak.
Mısır’da halkın en az
%50’si İngilizce biliyor. İngilizce biliyorsanız mısır’da insanlarla iletişim
kurmanız çok daha kolay. İngilizce bilmek çok favori Mısır’da. Fasih Arapça
konuştuğunuzda ise halk size gülüyor. Adeta komplekse girmişler. O derece bir
kültür yozlaşması ve batı hayranlığı var maalesef.
Mısır’da en çok hoşuma giden 3 hususu sizlerle
paylaşmak istiyorum:
1. Mısır’ın her yerinde
Kur'ân ziyafeti çekiyorsunuz. Belediye otobüsüne dolmuşa biniyorsunuz hopörlelerden Kur'ân sesi
geliyor. En lüks semtlerdeki büyük alış-veriş merkezlerine giriyorsunuz, bir
yandan alış-veriş yaparken bir yandan Kur’ân dinliyorsunuz. Hani bizde gençler teybin
sesini sonuna kadar açar cıstak cıstak arabayı öyle kullanırlar ya. Orda da
cıstak cıstak yerine Kurân açıyor gençler. Yine mahalleden biri ferdi (!)
yerine Ahmet Naina’yı açmıştır sonuna kadar. Bütün mahalleye dinletmektedir!
2. Mısır’da hemen hemen
bütün bayanlar başörtülü. Orada başörtüsü artık örf haline gelmiş. Kamu
kuruluşlarında bayanlar serbestçe başörtülü olarak çalışıyorlar. Başörtülü
olmayanlar Hıristiyanlar. Mısır’ın % 10’u Hıristiyan. Kopt Hıristiyanları
deniyor. Kıptî’den geliyor bu isim. Başörtüsü örf haline geldiği için bilinçsiz
örtünmeler çok ama yine de bu genel görünüş güzel.
3. Mısır’da cumaları iple
çekiyorsunuz. Her caminin imamının yanı sıra bir de kârî’si (Kuran okuyucusu)
var. Çok güzel okuyorlar. Orada cuma vaazı yok. Onun yerine kariler cumalardan
yaklaşık bir saat önce Kur’ân okumaya başlıyorlar. Hutbeler ise, en azı yarım
saat sürüyor. Bazen bir saati de geçiyor. Hutbeler irticalî ve vaaz şeklinde
oluyor. Hafta tatili Cuma günü olduğu için vakit sıkıntısı da yok. Büyük
camilere giderseniz Türkiye’de kasetlerini dinlediğimiz en meşhur karileri
dinlemeniz mümkün. Kur’ân ziyafeti dinlemek için biz cumalara erkenden
giderdik. Bir taraftan ALLAH ALLAH diye bağıranları, bir taraftan sessizce
gözyaşı dökenleri gözlemlersiniz. Sadece o atmosferi yaşamak için mısıra tekrar
gitmeyi isterim.
Mısır’dan geldiğimi duyan
herkesin bana ilk sorusu şu oluyordu: Piramitlere gittin mi? Tabii ki
piramitler görülmeye değer fakat bence mısır’ın camileri daha fazla görülmeye
değer. Birçok tarihi camileri var. Amr b. As Camii, Sultan Hasan Camii, Ezher
Camii, Hüseyin Camii, İmam-ı Şafii Camii, Mehmet Ali Paşa Camii ve daha
sayamadıklarımız. Bu camilerden bir kısmının tarihi nerdeyse İslam tarihiyle eş.
Mısır’da petrol çıktığı için
ulaşım çok ucuz. Otobüs fiyatları ytl’ye vurunca 10 kuruşa denk geliyor. Yine
ytl’ye vurduğunuzda 4 ytl’ye tekabül eden bir fiyatla taksi tutmanız mümkün.
Kahire’nin neresinde olursanız olun iyi bir pazarlık yaparsanız 4 ytl’ye
Kahire’nin istediğiniz yerine taksi tutarak gidebilirsiniz. Dört arkadaş
olursanız adam başı bir ytl. Gayet makul bir fiyat. Fakat taksiye binmeden önce
pazarlık yapmanız şart. Şoför işi bilmediğinizi çakarsa söylediğim fiyatın
birkaç katını ister. “Ayz kem” diyeceksiniz. Yani “ne istiyorsun” demek
ammicede J “ayz” kelimesi “türidü”nün ammicesi.
Zaten mısır’da hayat Türkiye’ye
göre oldukça ucuz. 1 ytl üç buçuk cüneyh ediyor. Yani alım gücü Türkiye’ye göre
üç buçuk kat daha fazla. Fakat Türkiye’den gidince öyle tabii ki. Orada öğretmen
maaşlarının 200 dolar olduğunu söylemişlerdi. Mısır halkı zor geçiniyor. Çok
fazla fakir var. Sizin turist olduğunuzu anlayınca sizden yardım istiyorlar.
Dilencilik yapmak için değil, gerçekten ihtiyacı olduğu için istiyorlar. “ben
öğrenciyim” dediğinizde ise mahcup olup sizden özür diliyorlar.
Türkiye’de halkın
çoğunluğu orta seviyeli gelir sahibi. Karnını doyuramayacak derecede fakir
olanlar çok fazla sayılmaz Türkiye’de. Mısır’da ise bu guruba giren insan sayısı
oldukça fazla. Halk çok fakir. Mısır’ın birçok yerinde çöplükte yaşayan insan
görmeniz mümkün. Kahire’nin ortasında yatacak bir yeri olmadığı için mezarlıkta
yatıp kalkan insanları müşahede etmiştim. Kaymağı
yiyen elit bir tabaka var. Halk arasındaki uçurum Türkiye’ye göre o kadar fazla
ki. Orada iken, en lüks binaların petrol şirketlerine ve askeriyeye ait
olduğunu gözlemledim. Halk arasındaki uçurumun çarpıcı bir örneği olarak;
öğretmen maaşları 200 dolarken bir subay maaşı 1500 dolar.
Türkiye’de demokrasinin
yeterince işlemeyişinden söz ederiz. Evet, bu doğrudur belki. Fakat Mısır’daki
yönetimin zulmünü görünce Türkiye’yi arıyorsunuz. Tam bir asker devleti, Mısır.
Hapishane ve karakollarında hala halka işkence yapılıyor.
Mısır’da halkın geneli
Türkiye’yi ve insanını seviyor. Türkiye’den geldik deyince hemen size güler
yüzlü davranıyor. Kahire müzesine giriyorduk. Normalde dış kapıda üstümüzü
aramaları gerekiyordu. “min eyn” dedi polis memuru. “min türkiyâ” deyince
üstümüzü aramaktan vazgeçti. O kadar güveniyor yani. Hoş geldiniz şeref verdiniz
cümlelerinden sonra “hasan şaş yavaş yavaş” dedi, Türkçe olarak. Hasan şaş 2002
dünya kupasında Brezilya’ya ilk golü atan futbolcu olduğu için Arap aleminde
tanınıyor.
Bütün bunlarla beraber
Türkiye hakkında olumsuz düşünceler de yok değil. Alış-veriş için girdiğimiz
bir dükkân sahibi bize, Türkiye’de İslam bitmiş dedi. Bu kanıya nasıl
ulaştığını sorduk. Türkiye’ye hiç gittiniz mi dedik. “hayır” dedi,
televizyonlarınızdan öyle anlaşılıyor. Peki dedik, “Mısır’ı sadece televizyon
kanallarını izleyerek tanıyan bir insan ne düşünür sizce, Mısır kanalları çok
mu farklı?” biraz düşündü ve “haklısınız” dedi.
Tabii bunda sadece türk
kanallarının etkisi yok Uzun yıllar boyunca (özellikle İngiliz ajanları
tarafından) menfi propagandalar yapılmış. Bizde de aynısı değil mi? Niye
köpeklerine Arap ismi takanlar var. Bunlar hep bu menfi propagandaların etkisi.
Maksat İslam âleminin birliği bozulsun, birbirlerini sevmesinler.
---
Muhammed BAKA
Sakarya Üniversitesi
İlâhiyat Fakültesi
4. Sınıf Öğrencisi
|
slm ve dua ile