
Suudi Arabistan’tan Muhammed er-Reşîd ise M. Zahid
Kevseri’nin eserlerinin Urduca’dan Hintçe’ye, hatta İngilizce’ye kadar birçok
dile çevrildiğini ancak Türkçeye çevrilmediğine dikkat çekti. Kevseri’nin
İstanbul’dan ayrıldığında tam donanımlı bir âlim olduğunu, bu yüzden İstanbul’da
da eserler neşrettiğini, zira...
Suudi Arabistan kütüphanelerindeki bazı
kitaplarda onun İstanbul’daki eserlerine atıfta bulunulduğunu ancak o eserlerin
henüz Arapça’ya tercüme edilmediği, belki de kaybolduğunu söyledi. Muhammed
er-Reşid, salonda alkışlanan şu teklifte bulundu..
“Ya bize Türkçe öğretin
ya da Kevseri gibi önemli âlimlerinizin eserlerini Arapçaya çevirin! İlim
adamlarınızı Arap dünyasına, dünyaya tanıtın ki, kaybolup
gitmesinler.”Muhammed er-Reşid, Türkiye’deki bir üniversiteye Zâhid Kevseri
adının verilmesini ya da önemli üniversitelerden birinde Zâhid Kevseri Kürsüsü
kurulması gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı.
HAYATIN HER ALANINDA TEVHİD ARAMIŞTIR”
Sempozyumun
ikinci gününün ilk oturumunda konuşan Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, M. Zâhid Kevseri’nin Osmanlı’nın
yetiştirdiği son devrin müçtehid düzeyinde bütünlükçü bir İslam âlimi olduğunun
altını çizerek, “Hem Osmanlı’nın hem de Osmanlı hinterlandının parçalanmasını
yakinen görmüş bir inkıraz döneminin insanıdır. Dolayısıyla böyle dönemlerin
âlim ve mütefekkirlerinde fikir istihalelerinin yoğun yaşanması ve dillerinin
biraz muğlak olmasına rağmen, aksine biz Kevseri’nin fikirlerinde bir istikamet
görüyoruz. O, başta Arap dili ve edebiyatı, fıkıh, hadis, mezhepler tarihi,
İslam tarihi, Kur’an-ı Kerim olmak üzere kelam ilminde de derin ve köklü bilgi
sahibidir. Bu alanla ilgili de gerek te’lif, gerek tahkik ve gerekse ta’lik
alanında birçok eser vermiştir” dedi. M. Zahid el-Kevseri’nin Osmanlı
hinterlandının emperyalistler tarafından parçalandığı tarihsel bir dönemde
yaşadığını anımsatan Prof. Dr. Altıntaş, “Belki de bundan dolayı o, hayatın her
alanında bir tevhid aramıştır. Bu parçalanmışlığı yeniden tevhid etmeye, sadece
siyasi coğrafya ile sınırlandırmamış, itikat ve fikir alanına da taşımıştır”
diye konuştu. M. Zahid Kevseri’nin mezhep taassubundan ziyade bir ilim adamı
olarak muhatabının fikirlerinde mantıklı tutarlılık aradığını kaydeden Prof.
Dr. Altıntaş, tebliğini şu cümlelerle tamamladı:
“Geleneğimizin hem
hafızı hem de muhafızı olarak değerlendirdiğimiz M. Zâhid el-Kevseri, ne
Müslümanların sorunlarına kayıtsız kalacak şekilde körü körüne geleneğe
sığınmıştır ne de tamamen bir medeniyet imhasının adını, din anlayışlarında
yenilik koyanların cazibesine kapılmıştır. O, gelenekten yana bir tutum
sergilemekle birlikte tutarlı ve kalıcı olan yeniliklere de daima açık olmuştur.
Ona göre, faydalı olan yenilik, evrenin sırlarından yeni bilgiler elde ederek
onu hayatın ihtiyaçları için kullanmak, ahlaki bozulma ve dini sarsıntıların
sebeplerini gidermek suretiyle, toplumun işlerini ıslah etmektir. İslam
toplumlarının konumunu yükseltecek ve diğer milletlere muhtaç olmaktan
kurtaracak şey, böyle bir bakış açısıdır. Günümüzde İslami ilimlerin
metodolojisinin tartışıldığı dönemde, onun izlediği yöntemin ufuk açıcı ve
öğretici olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.”
Oturum Başkanı Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.
İlyas Çelebi de birkaç üniversitede M. Zâhid Kevseri’nin hayatı, eserleri ve
ilmi kişiliği üzerine yüksek lisans ve doktora çalışması yapılmasının zaruri
olduğunu belirtti.
Sempozyum’daki önemli tebliğlerden biri de Sakarya
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Halil İbrahim Bulut’a
aitti: Kevseri’ye göre İslam mezhepleri ve fikir ayrılıklarının sebepleri.
Kevseri’nin mezhepler tarihiyle ilgili eserlerinin çok önemli olduğunu kaydeden
Doç. Dr. Bulut, “Neşrettiği eserler İslam mezhepleri tarihinin ana kaynakları
arasındadır. Bu eserlere yazdığı mukaddimeler ve makaleler sahanın uzmanlarınca
göz ardı edilemeyecek ehemmiyete haizdir. Kevseri, Asr-ı saadet döneminden
başlayarak Müslümanlar arasında fikir ayrılıklarının ortaya çıkmasının arka
planına ışık tutmaya ve bu ayrılıkların sebeplerini izah etmeye çalışır. Bu
bağlamda o, art niyetle kimselerin faaliyetleri, ridde savaşlarının olumsuz
etkileri, ehil olmayan kimselerin girift konularda konuşmaları, cahiliye
anlayışının tamamen yok edilememesi ve farklı kültürlerle karşılaşmalar gibi
faktörler üzerinde durur ve bunların mezheplerin ortaya çıkmasındaki rollerini
izah eder. Kevseri, mezhepler ve onların teşekkülünde etkili olan Saiklerle
ilgilenirken asıl hedefi Ehl-i Sünnet anlayışını savunmak, onun doğruluğunu ve
İslam’ın özüne uygun olduğunu ortaya koymaktır” diye konuştu.
Doç. Dr. İbrahim Hatipoğlu ise merhum Muhammed Zâhid
Kavserî’nin münekkit, müdakkik, tahkik ehli bir büyük İslâm alimi olduğunu
vurgulayarak, “Onun ilmî kişiliği bu sempozyum vesilesiyle de kendisini
gösteren, sadece bilimsel yönü ve yazdıklarıyla değil, ilmî ve manevî önderliği
ve insanlarla çok boyutlu biçimde iletişim kurmasıyla da tezâhür etmiştir.
Farklı kültür ve medeniyetleri tanıyan, kriz dönemi âlimlerinden olması
münasebetiyle Kevserî, fıkhı, hadisi, tasavvufu ve kelâmı bünyesinde cem etmiş,
İslâmî ilimlerin her birini inşâî bir şekilde düşüncesinin merkezine
yerleştirerek karşılaştığı sorunları halletme yoluna gitmiş ve irtihâlinin
üzerinden geçen bunca zamana rağmen, onun himmetine koşanların çokluğunu
ispatlarcasına, İslâm dünyasının pek çok yerinde, ciddi çalışmalara konu
edilmiştir, bundan sonra daha derinlikli biçimde çalışılmaya devam
edilecektir” diye konuştu.
Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi’nden Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’ın başkanlığını yaptığı sempozyumun
son oturumunda, M. Zahid Kevseri’nin bid’atlere karşı mücadelesine yer verildi.
Katar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Din Muhammed, M. Zâhid Kevseri’nin inanca dair
bid’atlere karşı mücadelesine değindi. Kevseri’nin her zaman inanç sapmasına
karşı insanları uyardığını kaydeden Prof. Dr. Muhammed, “Akide konusundaki
bid’atlerle mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmemiştir. İhlas sahibi bir âlim
olduğu için tüm ilimlerde üstün başarılar nasip olmuştur. Kevseri bütün hayatını
zühd içinde yaşadı, ilayı kelimetullah için mücadele etti” diye konuştu.
KAPANIŞ VE DEĞERLENDİRME
Kapanış ve değerlendirme
oturumunda, M. Zahid Kevseri’nin hemşehresi ve talebesi Dr. Muzaffer Özcanoğlu
söz aldı. M. Zahid Kevseri’nin gerçek soyadının Gusar olduğunu, dedelerinin
Kaskasya’nın şu andaki Kevasia köyünden olduğunu söyledi. Kevseri’nin babasının
adıyla anılan Hacı Hasan köyünün sonradan adının Çalıcuma olarak
değiştirilmesinin bir talihsizlik olduğunu vurgulayan Muzaffer Özcanoğlu, köyün
adının ya yeniden Hacı Hasan ya da Kevseri Köyü olarak değiştirilmesini teklif
etti.
Yabancı misafirler adına söz alan Cezayir Algriers Üniversitesi’nden
Prof. Dr. Ammar Djidel, M. Zahid Kevseri adına Türkiye’de ve farklı ülkelerde
bölümler kurulmasını, Türkiye’nin bu tür çalışmalarda öncülük yapmasını
istediklerini belirterek, “Biz kendimizi burada yabancı olarak görmüyoruz. Biz
kendimizi sizden biri olarak hissediyoruz. Siz de kendinizi bizden hissedin.
Yabancı değiliz sizin gibiyiz” şeklinde bir ifade kullanması salonda sevinçle
karşılandı.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Bünyamin
Erul ise merhum Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan’ın katkısıyla 9-10 Aralık 1995
tarihinde Düzce’de düzenlenen ilk sempozyuma katıldığını anımsatarak o tarihte
sunulan tebliğlerin kitap haline getirildiğini kaydetti. Doç. Dr. Bünyamin Erul,
Kevseri ile ilgili yapılaması gerekenleri şöyle sıraladı:
“- Sempozyum
tebliğleri mutlaka hem kitap haline getirilmeli hem de internette yayınlanmalı,
- Kevseri’nin adına profesyonel bir internet sitesi kurulmalı ve her türlü
bilgi toplanmalı,
- Üniversitelerde master ve doktora tezleri yapılmalı,
- Kitaplarını satması pahasına kimseden yardım talep etmeyen bir alimin
kitapları mutlaka günümüz dillerine çevirmeli ve basılmalıdır,
- Kevseri’nin
Düzce, İstanbul, Kastamonu, Mısır, Suriye yılları üzerine ayrı ayrı çalışmalar
yapılmalıdır,
- İstanbul dönemine dair kitapların günümüze ulaşması üzüntü
vericidir. Kayıp yazma eserleri araştırıp bulunmalıdır.
- Düzce’dekine benzer
Mısır’da, Pakistan’da, Ürdün’de, Suriye’de sempozyumlar düzenlenmelidir,
-
Düzce’de Kevseri Kültür Evi inşa edilmeli ve günümüze ulaşan eserleri,
fotoğrafları, hakkında yazılanlar sergilenmelidir,
- Düzce’nin işlek bir
caddesine veya parkına Kevseri’nin adı verilmelidir.
- Kevseri’nin doğduğu
köye bir gezi tertip edilseydi çok makbule geçecekti.
- Düzceliler Kevseri’yi
duyunca önce hayret etti, sonra sevdi, sonra da iftar etti. Yeni Kevserilerin
yetişmesi için yoğu çaba sarf etmeliyiz.”
Sempozyumun düzenleme kurulu başkanı Sakarya Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Abdullah Aydınoğlu da, Kevseri ile ilgili
sempozyumu ilan ettiklerinde özellikle yurtdışından yüzlerce tebliğ talebi
gelince şaşırdıklarını, eleme yaparken çok zorlandıklarını ifade etti. Prof.
Aydınoğlu, “O öyle bir alim ki, vefatından 55 yıl sonra, Fas’tan Pakistan’a
İngiltere’den Suudi Arabistan’a kadar farklı coğrafyadan yüzlerce insanı bu
salonda topladı. Hakiki âlimlerin böyle bir fonksiyonu var. Kevseri gibi bir
alimin bu toprağın bağrından çıkması bizleri onurlandırmaktadır” ifadesini
kullandı.
Düzce Müftüsü Alaaddin Gürpınar ise bir itirafta bulunulması
gerektiğini belirterek, “Düzceliler olarak Kevseri adında bir âlimin ismini
biliyorduk. Ama burada 2 gündür anlatıldığı gibi bir âlim olduğunu kesinlikle
bilmiyorduk. Ana dili Çerkezce, lisanı Türkçe, eserleri Arapça… Zahiri ilimlerin
yanı sıra tasavvufta da seyrü sülükünü tamamlamış. 100’ün üzerinde eseri var ama
birini elimize alıp okumadık. Dolayısıyla Düzceliler olarak utancımız büyüktür.
Mutlaka Kevseri adına büyük bir kültür ve eğitim merkezi inşa etmeliyiz.
Müftülük olarak birkaç yıldır bu tür bir proje üzerinde çalışıyoruz” diye
konuştu.
M. Zahid Kevseri’nin akrabası Ferit Güsar da soy ismini Kevseri
olarak değiştireceğini söyledi.
Belediye Başkanı Mehmet Keleş ise son konuşmayı yaptı. Başkan
Keleş, sempozyumla ilgili üniversiteden kendisine gelindiğinde teklifi normal
kültürel bir faaliyet gibi algılayıp sadece sempozyum ifadesiyle ilgilendiğini,
Kevseri kimdir, niye bu isim önemli gibi bir soru yöneltmediğini ancak 2 günlük
sempozyumda gördüğüne, duyduğuna inanamadığını belirterek, “Meğer yanı
başımızda ne büyük bir hazine varmış da farkında bile değilmişiz. Geç de olsa
kendisini hatırladık, inşallah memnun edebilmişizdir, ruhu şad olsun. Belediye
olarak bugüne kadarki en önemli hizmeti yaptık. Eserlerinin yayınlanmasında
belediye olarak üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Tekliflerin hepsini
değerlendireceğiz” dedi.
|