Ürdün'de Arş. Gör. Fikret Soyal ile Milli Eğitim bursuyla gelmiş olduğu Ürdün üzerine, Arapça eğitimi ve İlahiyat üzerine zevkli bir sohbet gerçekleştirdik. Yurt dışına nasıl çıkabiliriz, Milli Eğitim bursu kime veriliyor-bizde burs istiyoruz ne yapmalıyız, Ürdün'de öğrenciler için yaşam nasıl ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir röportaj-sohbet...
-Hocam, önce sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Fikret
Soyal. Şu anda İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri
Dalında Kelam Bölümünde araştırma görevlisiyim. Aslen Gaziantepliyim İmam Hatip
Lisesini Nizip ilçesinde bitirdim. Sonra İstanbul İlahiyat Fakültesine girdim.
İstanbul İlahiyat’ın ilk mezunlarındanım. Okula başladıktan sonra yaz tatilleri
de dahil İstanbul’dan hiç ayrılmadım. Yaz döneminde birkaç arkadaşla İHAM’da(o
zaman daha İHAM diye geçmiyordu) şimdiki hoca kadrosunun bir kısmıyla ders
okuyorduk. Edirne’de 20 ay gibi kısa bir süre imamlık tecrübem var. Daha sonra
Diyanet kendi personelleri arasından vaizler seçiyordu. O zaman İstanbul
Beyoğlu’nda kısa dönem 5 ay vaizlik yaptım. Bundan sonra İstanbul İlahiyat’a
araştırma görevlisi olarak geçtim. 2 yıl orada çalıştıktan sonra. Bu 3. yılımı
da Amman’da geçirdim.
- İlahiyat serüveninizden
bahsedebilir misiniz? Nasıl İlahiyat dediniz, bunda neler etkili oldu?
Bizim
dönemimizde ÖSS ve ÖYS şeklinde 2 aşamalı sınav vardı. Bu dönemde meslek
liselerinde kat sayı engeli ya da üniversitede başörtü sorunu gibi problemler
yoktu. Ben İlahiyatı bilerek ve isteyerek seçtim. Birkaç tane hukuk fakültesini
de tutuyordu puanım. Buna rağmen Marmara İlahiyattan başlayarak ilk 12 tercihime
de ilahiyat yazdım. Sonlara da birkaç tane Fen-Edebiyat, tarih, Coğrafya
yazmıştım. İlahiyat olmazsa onlara gidebilirdim. İlahiyatı diğer fakültelere
gitme imkânım sonuna kadar varken seçmiştim. Neden ilahiyat denilirse; eskiden
beri Arapçayı çok seviyordum diğer bir yönden de iş hayatına atıldığımda da hem
dini ilimlerle uğraşmak hem de bu dünyadaki rızkı kazanmak gibi saf bir niyetim
vardı. Başka bir sebepte (belki en
önemli sebep) herkesin küçük yaşlarda kendine örnek olarak seçtiği bir insan
vardır. Benimde imam hatipten hocam aynı zamanda hemşerim olan hocam ilahiyat
mezunuydu ve yaz tatillerinde camide imamlık yapardı. O hocamı görünce özendim
ve o zamandan kafama koydum ilahiyat okumayı ve o yüzden de severek okudum.
-Ürdün’e
gelirsek hocam… Gelmeden önce başka bir Arap ülkesi tecrübeniz oldu mu ve şuan
nasıl değerlendiriyorsunuz bu tecrübelerinizi?
İlk
arap ülkesi yolculuğum 1999 yılında ilahiyat 3. sınıftayken İstanbul İlahiyat’tan
4, Marmara’dan 3 arkadaşla Suriye’ye oldu. Suriye’de 47 gün gibi kısa bir süre
kaldım ama çok faydasını gördüm Hatta şu bir yıllık süreden daha fazla tecrübe
kazandırdı. 3 yıl zaten yazları ders okumuşum üstüne Suriye de eklenince Arapça
adına çok iyi oldu. Suriye’de çok istifade ettim diyorum, bunun sebepleri var
ve burası özellikle sizinle ilgili. Bir kere o zamanlar evlilik yok, yaş fazla ilerlememiş, meşguliyet yok Mesela
ben şimdi buradayım ama aklım tezimde nerden başlasam ne zaman bitiririm diye
düşünüyorum, İstanbul’a döndüğümde ev arama problemi var, tabiî ki eşimle
gelmenin avantajları oldu ama dezavantajları da oldu. Suriye’de zihin bu kadar meşgul değildi. Her
duyduğum kelime benim oluyordu. O zamanlar not tutmaya ihtiyaç bile duymazken
şimdi not tutuyorum. Not tutmayı burada daha iyi yaptığım halde buradan o kadar
istifade edemedim. Belki başka sebepleri de vardır ama ben kendimce bunlara
bağlıyorum. İşte bu yüzden siz çok önemli bir dönemde geldiniz belki çok kısa
bir süre, iki ayda tabiî ki Arapça öğrenilmez ama insanın tabiatında yabancı
bir dile karşı her zaman korku olur, onu aşarsınız burada. İlahiyatı
bitirdiğinizde gelseydiniz bu kadar yararlı olmazdı. İnşallah yine gelirsiniz
ama şimdiki kadar istifade edemezsiniz. Bu kırk yaşındaki bir delikanlı ve altı
yaşındaki bir çocukla dışarı çıktığınızda altı yaşındaki çocuğun her şeyi daha
iyi algılamasına benzer.
—Ürdün’e
milli eğitim bursuyla Arapça öğrenimi için gelme sürecinizden ve bu bursla
gelmenin getirilerinden bahseder misiniz? Bu sene mezun olan arkadaşların işine
yarayacağını düşünüyoruz.
Ülkeler
arası kültür antlaşması var. Türkiye ile Ürdün arasındaki bu antlaşmanın ne
zaman başladığını tam olarak bilmiyorum ama epeydir var. Kontenjan önceden daha
azdı ancak şimdi arttı. Her yıl milli eğitimin dış ilişkiler ilanında duyuru
yapılır epey bir ülke vardır ama bence en önemlisi Ürdün. Türkiye’den Ürdün’e
ve Ürdün’den de Türkiye’ye 15 kişi gönderiliyor. Bu sene genellikle akademisyen
gelmekle birlikte tamamı akademisyen değil tabi. Ürdün’ün değişik şehirlerinde
benim bildiğim iki tane ilahiyat mezunu var. Öğrenciyken gelinmiyor ancak üniversite
mezunu olanlar başvurabiliyor. Sadece ilahiyat değil tabi ama genelde
ilahiyatçılar geliyor. Arap dili, tarih bölümlerinden de az da olsa gelen
oluyor. Bu sene gelenlerden 14’ü ilahiyatçı 1’i İstanbul Üniversitesi’nde
felsefe bölümünden ancak ilahiyatçılara ve ilahiyatçılardan da akademisyenlere
öncelik var. Bu bursun ne katkısı var derseniz aylık yüz dolar veriliyor. O
parayla gelinmez tabi bizim maaşımız var asistan olduğumuz için onu almaya
devam ediyoruz. Bunun dışında diller bölümüne ücret edemiyoruz yaz kursu 500
dinar, kış dönemi 780 dinar, Türk parasıyla yıllık 4 milyar gibi bir para ediyor
ki bunu bizim ödememiz zor. Başka bir avantajı da öğrenci antlaşmasıyla
geldiğimiz için 1 yıllık ikame alıyoruz. Bu ikame sayesinde resmi sıkıntı
yaşamıyorsunuz Hatta ikameniz olduğunda umre ve hac ziyaretini Ürdünlülerden
daha rahat yapabiliyorsunuz. Çünkü Ürdünlüler için 40 yaş sınırı koyulmuş ve bu
yaşın altındakilerin gitmesi için bazı istisnai durumların olması gerekiyor.
Ancak amcan, halan hasta olacak ona refakat etmek amacıyla gidebilirsin. Ancak
yabancılara böyle bir uygulama yok.
Buraya sadece mülakatla geliniyor ve hocaları önceden
tanımıyorsunuz. Ürdün konsolosluğundan bir iki kişi, dış ilişkilerden birileri,
ilahiyattan hocalar oluyor jüride. Niçin gitmek istiyorsun, Arapçayı neden öğrenmek
istiyorsun gibi sorular soruyorlar. Milli eğitimin bu antlaşması sadece Arap
ülkeleriyle değil, Yunanistan, İsrail, İsveç gibi ülkelerle de antlaşması var
ama Arap ülkeleri arasında en çok tercih edilenler Ürdün, Mısır, Tunus ve Kuveyt’tir. En çok öne çıkan Ürdün çünkü bir yıllık,
mesela Mısır altı aylık, Suriye’de bir yıllık ama kontenjanı az gerçi bu sene o
da artırıldı. Her ülke için ayrı başvuru yapılıyor ancak hem oraya hem buraya
başvurmuşsun diye bu mülakatta biraz dikkat çekiyor. Ben sadece Ürdün’e
başvurmuştum. Burs ve ikame süresi de gidilen ülkeye göre değişiyor. Bunlar
tamamen dil bursu için çünkü araştırma bursları da var ancak onlardaki uygulama
farklı.
-Neden
Ürdün’ü seçtiniz ve Ürdün ile diğer arap ülkelerini karşılaştırdığımızda
neler söyleyebiliriz?
İlk
aklıma gelen, Ortadoğu ülkelerine bakıldığında hepsinde bir karışıklık var bu
açıdan güvenli bir ülke Ürdün. Ayrıca en uzun İsrail sınırına sahip olmasına
rağmen israil ile ilişkileri çok iyi hatta İsrail’in elçiliğinin bulunduğu iki
Arap ülkesinden biri. İsraille güvenlik ve ticaret konusunda işbirlikleri var. Ayrıca
burada sizin için önemli diğer bir husus da kız öğrenciler için en güvenli
ülke. Hayat pahalılığı olarak Suriye ve Mısır’dan pahalı, İstanbul gibi geliyor
bazen bana. Amerika’nın Irak’ı işgalinden itibaren iki milyon ıraklının geldiği
söyleniyor. Gelenler normal garibanlar değil varlıklı ekonomik durumu iyi olan
insanlar. Onların gelmesiyle burada bir hareketlilik başladı. Bunun menfi ve
müspet sonuçları var ama bence menfi sonuçları daha fazla. Çünkü Iraklıların gelmesiyle
ev fiyatları iki katına çıktı. Kiralık olarak 100 dinar eve 300 dinar
veriyorlar, satılık olarak 10000 dinar olan eve 20000 dinar veriyorlar zaten onlar
için fiyat önemli değil, ev sahibi de evin değerini de o şekilde belirleyip satıyor.
Yurtlar açısından bizim Türkiye'deki yurtlar gibi değil, sizde bunu tecrübe ediyorsunuz.
Hiçbirinde yemek çıkmıyor ve banyo, tuvalet genelde ortak oluyor ve bir
koridorda onlarca oda oluyor. Benim bildiğim Türkiye’de 300 YTL'lik bir yurtta
her şey olur. Ayrıca çok temiz değil ve üstüne telefon, elektrik faturaları ekleniyor.
Ancak her şeyden önce Ürdün Arapça için tercih edilmelidir (Suriye de biraz
böyle bu konuda).Burada Fusha konuşulduğunda genelde yadırganmıyor diğer
ülkelere göre. Beceremeseler de konuşmaya çalışıyorlar. Genelde okumuşların
değil de inançlı insanların, Kur'an okuyanların-dini metinlerle iştiğal
edenlerin fusha bildiğine şahit oluyorsunuz. Bir tecrübem olmuştu doktora
gitmiştim bayan örtülüydü ama fusha hiç bilmiyordu ancak lise mezunu bir taksi
şoförü buradaki hocalardan iyi konuşuyordu ve hayranlığımı gizleyememiştim.
-Buradaki
Şeriat Fakültesi’ni (bizdeki İlahiyat Fakültesinin karşılığı olarak) nasıl
değerlendiriyorsunuz ve Türkiye’deki ilahiyat Fakülteleriyle karşılaştırırsak...
Şeriat Fakülte’sindeki dersler... Bu konuda oradaki hocaların fusha
konuşmasını temenni ederdik ama adam karşımızda ammice olarak Kur’an dilini
övüp bu lugatulcenneh diyor. Ve bu şekilde kendi diliyle övünüyor. Halbu ki
Cennet Dili olan bizim konuştuğumuz Fushadır, övünülecekse bununla övünülmesi
gerekir. Burada yüksek lisans kelam dersine girmiştim. 3 hafta devam ettim 4.
hafta bıraktım maalesef. Dersin metodu güzeldi, öğrenciler hazırlıklı geliyordu,
hoca arada takviye ediyordu. Bırakmamın nedeni ise burada yüksek lisans
dersleri 2,5-3 saat sürüyor tam bir ilmi ortam aslında ancak onlara daha kolay
geldiği için devamlı ammice konuşuyorlar. Tabi ki burada fusha konuşan bazı
hocalarımız da var. Mesela ben Doktora Fatıma’nın hocasıyla tanışmıştım, o kişi
telefonda dahi çocuklarıyla fusha konuşup onu önemseyen bir insandı. Zamanla
fusha konuşan hocaları tanıyorsunuz ve onların derslerine devam ediyorsunuz o
zaman sanki Türkçe dinliyormuşsunuz gibi geliyor. Arapça zaten tam bir hitabet dili, güzel
konuşulduğu zaman çok büyük tat alıyorsunuz dinlemekten. Ancak burada böyle 7-8
ay kalınınca ammicenin çok da yabancı değil fushadan bir parça olduğu anlaşılıyor.
Sanırım bu bakımdan Ürdün ammicesi Arapçaya en yakın olan halk dili.
Buradaki ilahiyatta-Şeriat Fakültesinde fıkıh ve usuluddın
bölümleri var. Usuluddin de tefsir, kelam, hadis gibi bölümler var. Bizdeki
gibi felsefe çok görülmüyor ve anabilim dalı olarak yer almıyor. Mesela Türk
İslam sanatları da bizde ağır olan bir alandır ki burada yok gibi bir şey.
Hadis kuvvetli burada Ürdün’deki selefilik akımı ilahiyata da yansımış, kelam,
felsefe bölümleri ise zayıf kalmış. Halbuki bizde İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi’ndeki felsefe bölümü kadar Marmara İlahiyat’ın felsefe
bölümü de kuvvetlidir. Burada zaten ilahiyatta felsefe yok ama felsefe bölümüne
bakıldığında da 4-5 tane hocası olduğu söyleniyor. Ben burada yüksek lisans
seviyesinde kelam dersine girdiğimde bizde İslam tarihinde işlenen şeylerin işlendiğini
gördüm. Hz. Osman’ın şehit edilmesi işleniyordu. Tabiî ki önemli bir konu ancak
mastır seviyesinde kelami sonuçlar tartışılırken burada ise sadece tarih olarak
veriliyordu.
-Buradaki
Arapça eğitimi ile Türkiye’deki Arapça eğitimini karşılaştırıp buranın size
kazandırdıklarından bahseder misiniz?
Biz
Türkiye’de Arapçayı kanaatimce mübalâğlı bir şekilde öğreniyoruz. Bu kadar
gramer yerine biraz daha metin okusak daha iyi olur. Bizde hazırlık dönemi
zayıf geçmişti o zamanlar Marmara’da Mustafa Meral Çörtü’den hazırlık
okuyanların Arapçası çok iyiydi. İlahiyat döneminde ek ders okuyan arkadaşlarım
gramerle fazla boğuşuyor bence ve hatta gramer konusunda da Araplardan daha iyiyiz.
Hatta buradaki hocaların zaman zaman eksikliklerini buluyorduk. Burada Türklere
gramer okutulmaz diyorlar zaten. Ancak muhadese ve kitabede bir o kadar eksik
kalıyoruz. Aynı sorun İngilizcede de var. Bu açıdan yabancı ülkeye çıkmak
gerekiyor..
Buraya gelmeden önce dışarıdan sürekli takviyede bulunduğum
için okuma problemim yoktu ancak muhadese ve kitabe problemim vardı. Şu an tabiî
ki tamamıyla hallolmadı ama gelişti. Konuşma epey iyi oldu, dilim açıldı ancak
kitabe biraz daha ilerleyebilirdi. Akademisyen olmamın ve ailemle gelmenin daha
öncede belirttiğim gibi dezavantajları vardı.
-Buraya
sürekli veya bizim gibi dönemlik eğitim
için arkadaşlarımızın gelmelerini tavsiye eder misiniz?
Yurtdışına çıkmanın insanın ufkunu geliştirdiği bir gerçek. İlk başta
İstanbul’a dışarıdan bakmayı öğreten bir tecrübesi var. Hangisini tercih edersiniz
derseniz dönemlik gelişleri tavsiye ederim uzun süreli gelmeler tabiî ki Türkiye’deki
problemlerden kaynaklanıyor. Ancak kendi ülkende okumanın ayrıcalıklarından, gelen
arkadaşlar mahrum kalıyor. LES’i geçmeleri zorlaşıyor çünkü Türkçeden uzaklaşıyorlar.
Arapçası, İslami ilimlere vukufiyeti iyi olmasına rağmen LES’i geçemiyor. Bu
küçük bir şey tabi sadece LES için söylemiyorum ama ülkenizde okumanın
avantajları var. Yurtdışı eğitiminin kanaatimce lisanstan sonra doktora ya da
yüksek lisans döneminde alınması gerekir. Daha verimli olur. Maalesef Türkiye’deki
bazı şartlardan dolayı Ürdün gibi denkliği olan ülkelere geliniyor. Bu
arkadaşların yapacakları bir şey yok tabi. Hem inancının gereği olan okumayı
hem de inancının gereği olan okumayı burada yapıyorlar, ikisini beraber götürüyorlar. Bu sebeplerden
gelin ya da gelmeyin diye direk bir şey söyleyemem ama lisanstan sonra veya
dönemlik gelmeleri hararetle tavsiye ederim.
-Son
olarak e- ilahiyat sakinlerine ve ilahiyat öğrencilerine söylemek
istedikleriniz nelerdir?
İstanbul’umuzda.
İstanbul ve Marmara olmak üzere iki tane ilahiyat var(anadoludaki ilahiyatlar
hakkında çok fazla bilgim olmadığı için sürekli İstanbul’dan bahsediyorum). İstanbul
İlahiyat yavaş yavaş oturuyor ancak Marmara’da daha güzel bir ortam var. Ama
mutlaka dışarıdan ders okumasını tavsiye ediyorum. Çünkü okul yetmiyor ve Arapça
bir ilahiyatçı için olmazsa olmaz Kendi adıma söylüyorum eğer okulla
yetinseydim Arapçam çok kötü olacaktı. Dışarıdan takviye aldığım halde hala
bitmedi Arapça eğitimim. İstanbul’da okuyanlar için cemaatlerle bağlantılı
olmayan, sonsuz imkan sağlayan pek çok kurs var. Cemaatlerin yaptıkları
hizmetleri tabi eleştirmek istemem ama ilahiyatçı açısından bağlantısı olmayan,
yerler daha verimli oluyor. Çünkü öyle olmadığı takdirde bazı yan işlere
koşturmaları gerekiyor. Bu da ilahiyatçıyı engelliyor. Mesela İHAM birkaç ilahiyat
hocasının samimi niyetiyle kurulmuş bir kurumdur. Acı olan bir şey var ki
özellikle bu mesajın ulaşmasını istiyorum kız öğrencilerin sayısı giderek
artarken 3 tane erkek öğrencisinin olması. Gönül isterki erkek öğrencilerden de
rağbet olsun. İstanbul’da onlarca böyle kuruluş var ve öğrenciden hiçbir şey
beklemiyorlar. Böyle güzel imkanlar olmasına rağmen çok iyi değerlendirilmiyor maalesef.
Bizim senemizde Marmara’da okuyan arkadaşlar Avrupa yakasında kalıyordu. Çünkü
Anadolu yakasındaki kurslarda yer yoktu. Ancak şimdi öğrenci bulunamıyor böyle
bir sıkıntı var ve bu çok acı. Maddi olarak her şey hazır, pek çoğu burs bile
veriyor hatta bazı vakıflara da referans olunup burslar aranıyor. Buna rağmen
öğrenci sıkıntısı oluyor. Ancak şu anki gençlerimiz laptoplu, gözlüklü, gezme
tozma peşinde. Ancak en verimli çağındaki gençlerimizin özellikle İstanbul’da
olan bu imkanları değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam...
Röportaj: Nilüfer Kalkan
Zehra Betül Dindaroğlu
|
Allah kendisinden razı olsun...
Hakkını da bize helal eyleye...