|
İlahiyat maceranız, ilahiyat
hayatına nasıl başladınız, bu okulu neden
seçtiniz, bu alanı neden tercih
ettiniz, bu uğurda nelerle
karşılaştınız, hangi sorunları
çözdünüz, hangi engelleri aştınız,
kısaca ilahi serüveninizi özetler
misiniz..
İlk okuldan beri cami ile, Kur’an
ile, ibadet ile aram hep iyi oldu diyebilirim. Bunda babamın ve annemin
hassasiyetinin rolü büyük tabi ki… Henüz daha ilkokul döneminde iken, özellikle
iki arkadaşımla namazlarımızı hep camide kılmaya gayret ederdik. İlkokul
dördüncü sınıfta müezzinlik yapmaya başladık. Namaz vakitlerinde müezzinlik
için yarış dahi yapardık. Bazen yanlış yapar yüzümüz kızarırdı. Ama yine de
bundan yılmazdık. En çok zevk aldığım şey, cami odalarında namaz öncesi ve
sonrası camideki yaşlılarla sohbetlerdi. Kendi yaşıtlarımla sohbetten daha çok
zevk alırdım. Zira yaşıtlarımdaki âfâki ve sloganik konuşmalardan daha ciddi
şeyler arıyordum… orta ve lise boyunca da bu hassasiyetimi devam ettirdiğim
kanaatindeyim. Lise sonda, benim tercihim ilâhiyat idi. Çevremden değişik
tepkiler aldım… Farklı bir alana yönelebilirdim ama istikamet bu yöne doğru
ağır bastı. İlk yıl benim için sancılı geçti. Bu hem ilâhiyattaki o dönemin
konjöktürel durumundan hem de kendimizden kaynaklanan bir durumdu. Hani dini
hassasiyetlere hep sahip olmuş biriydik ama ilahiyatçı olmak bambaşkaymış.
İnsanlar sizi farklı konumlandırabiliyor, garip sorulara muhatap
olabiliyorsunuz falan… Bazı hocalarımızdan işittiğimiz bir takım görüşler,
kafamızı karıştıran fikirler, öğrenilmesi arapsaçına dönen Arapça… açıkçası
bunlara alışabilene kadar biraz zaman geçti. Derken aradan 5 yıl geçti ve biz
şu anda aynı okulda Yüksek Lisansa devam ediyoruz.
Nasıl bir ortamda yetiştiniz?
Hem annem hem babam gerçekten
dinî hassasiyete sahip insanlar. Daha küçük yaştan itibaren bizi ibadetlere
alıştırmanın yanında dinî hassasiyeti kalbimize yerleştirdiler. Henüz daha
Kur’an dahi okuyamadığımız yaşta babam veya annem Kur’an’ı hatmettikten sonra,
hatim duasını ailece hep beraber yapar ve bu duaya kardeşlerimizle amin derdik.
Uzun teravih namazlarına ailenin tüm fertleri katıldığı için biz de küçükten
teravih namazlarına alıştık. Biz istememize rağmen çok uzun bir süre babam eve
televizyon almadı. Özellikle uzun kış gecelerinde bugün televizyon filmleriyle,
eğlenceleriyle doldurduğumuz saatleri o günlerde babamın bu hassasiyeti
sayesinde gelen aylık ve haftalık dergi, gazete ve kitap gibi şeyleri okuyarak dolduruyorduk.
Perşembeyi Cumaya bağlayan gece annemin tabiriyle ‘Muhammed Akşamı’ idi. O gece
annem özellikle Kur’an okumamızı tembihlerdi bize…
Din ve ilahiyat adına memleketinizde
neler yapılamkta, neler var?
İlkokulda dini eğitim verilmekte
ve 6 yıllık bir eğitimden sonra öğrenciler Kur’an okumayı öğrenmiş ve belli
dini konularda bilgi sahibi olmuş şekilde mezun olmaktadır. Ayrıca okul dışında
okul dönemi boyunca bazı yerlerde imamların verdiği Kur’an Kursları sayesinde
bu eğitim biraz daha iyi seviyeye taşınmaktadır. İlk okuldan sonra Türklerin
kendilerine ait olan üç azınlık lisesine ait müfredatta din dersi varken, yunan
liselerinde okuyan Türk öğrencilerin böyle bir dersi olmamaktadır. Son dönemde
artık Yunan Liselerinde okuyan Türk öğrenciler için de din dersinin
konulacağına dair söylentiler var ama bu gerçekleşir mi bilemeyiz… Bunun
dışında 40 kişilik bir ilahiyatçı gurubu ‘Vaaz ve İrşad Heyeti’ adı altında ve
yine bu organizasyondan bağımsız bazı ilahiyatçılar dinî tebliğ faaliyetini
yürütmekte, müftülük ve müftülük bünyesindeki imamlar görevlerini icra etmekte
ve bu şekilde halkın bu konudaki ihtiyacı karşılanmaktadır.
Memleketinizde, din günlük hayata nasıl yansıyor?
Bu yansımanın en yoğun
hissedildiği anlar ramazan ayıdır. Gerçekten büyük küçük herkeste bu özel
anların yansımasını görmek mümkün. Benim burada özellikle aktarmak istediğim
birkaç nokta var. Aslında buradaki iftar çadırı uygulamasının ufak çaplı bir
uygulaması sayılabilecek bir konu… İftar vaktinde, köydeki 5-6 kişinin iftar
yemeğini bir çıkına koyup cami odasına gitmesi ve orada beraber iftar yapması…
evden getirdiklerini paylaşması… benim de asla unutamadığım insana iftarın
zevkini tattıran bir uygulama.. ikinci olarak ramazan davulunu köy gençlerinin
sırayla çalması… o gece sırası kendilerinde olan gençler sabaha kadar uyumaz,
ve vakti gelince davulu çalarlar… yine Bayramlarda, eski zaman kıyafetlerini
giyen davulcu ve yanındaki iki-üç genç, küçük çocuklarla bütün köyü dolaşırlar.
Küçük çocuklar her evden şeker toplarken davulcular da para ve bayram tatlısı
toplar..
Bunun dışında bayanların ‘ferace’
dediğimiz ve Türkiye’deki pardüse’nin karşılığı sayılabilecek kıyafetlerle
başörtüsü yöresel başörtüleri takmaları bu anlamda bir yansıma olarak kabul
edilebilir. Yine yaşlı dedelerimiz, başlarında fesle dolaşmakta ve çoğu bunu
bir dini sorumluluk olarak algılamaktadır. Fes olmasa da dışarıya çıkarken
başlarına mutlaka bir takke takıyorlar. Bu uygulamanın ta Osmanlı dönemine
kadar uzandığı hepimizin malumu…
Dini kurumlar, vakıflar, vs. var mı? Ne gibi etkinlikleri var
Müftülükler var. Türklerin yoğun
olarak yaşadığı Evros, Rodop ve İskeçe’de olmak üzere üç resmi müftülük var.
Bunlar Yunan devletine bağlı bir devlet memuru. Müslümanların nikah, miras ve
daha benzeri başka işlemlerinden doğrudan sorumlular. Ayrıca kendisine bağlı
imamlardan da sorumludur. Bunun yanında Yurt dışında ilahiyat eğitimlerini alıp
buraya dönmüş 40 kadar ilahiyatçının mensup olduğu VİH (Vaaz ve İrşad Heyeti)
de halkın dini konularda aydınlanmasına yardımcı olmaktadır. Müslümanlara ait
vakıflar da var. Bunlar Osmanlı döneminden kalma vakıflardır ve Uluslar arası
anlaşmalarda azınlığın tasarrufuna verilmiştir. Bugün büyük oranla bu vakıflar
devlet yönetimindedir.
televziyon, radyo, gazete ve diğer basınla ilgi ve alakanız oluyor mu?
Yunanistan’da Müslümanların özel
bir televizyonu yok. Radyo, gazete ve dergiler var. Bunlar aracılığı ile
Müslümanlar kendi seslerini duyurmaya çalışıyor. Azınlık içinde gazete ve dergi
gibi yayınları okuyanların sayısı az. Dolayısıyla gazetecilik veya dergicilik
yapacak kimseler bir çok zorluğun yanında müşteri sıkıntısını da hep göz önüne
alıyor. Bu nedenle yayın hayatına başlayıp kısa bir sürede buna nihayet veren
pek çok gazete ve dergi var azınlık tarihinde… Batı Trakya’da gazete veya dergi
çıkarmak isteyen bir kimse çıkardığı gazetenin hem yazarıdır, hem tasarımcısıdır,
hem düzenleyicisi, hem dağıtıcısıdır hem de okuyucusudur
Öğrenciler eğitim almak için daha
çok nereleri tercih ediyorlar
Hem aynı millete mensub olmamız
hem de Türkiye’nin komşu ülke olması hasebiyle daha çok Türkiye tercih ediliyor.
Her bölümde okuyan öğrencilerimiz var. Tabi ilahiyat’ta okuyan öğrenciler de
var. Bunun yanında özellikle ilahiyat eğitimi için Mısır ve Suudi Arabistan’a
giden birçok öğrenci var.
Ülkenizde Müslüman olmayanlarla
ilişkileriniz nasıl?
Yunanistan bildiğiniz gibi
Ortodoksluğu benimsemiş Hristiyan bir ülke. Katolik veya diğer mezheblere
mensup nüfus çok az. Bizler de Müslümanlar olarak aynı topraklarda yaşadığımız
bu insanlarla en güzel şekilde ilişki kurmaya ve onlarla iyi geçinmeye
çalışıyoruz. İslâm hakkında bilgileri çok az. Bu konuda aslında Yunancada
yeteri kadar malzeme de yok… Türkler dışında Yunanistan’a eğitim veya yaşamak
için gelmiş olan Arap, Arnavut gibi milletlerden Müslümanlar da var.
Dolayısıyla Yunanistan’da Müslümanlığı öncelikle Türklerin şahsında, ve orada
bulunan az da olsa diğer Müslüman milletlerden müşahade ediyorlar. Her
iki toplumun da birbirine karşı endişe ve kaygıları ün geçtikçe yerini
yakınlaşmaya ve birbirini daha iyi tanımaya bırakıyor… umarız bu süreç olumlu
yönde hep devam eder.
|