Yusuf deyu başlasam, Yusuf deyu bitirsem,
Yusuf’un dergâhına, Yusuf’um deyu girsem.
***
Kalemim acizse de, kalbimden üç beş mısra,
Bir kıssaya bürünsün, varıp diyâr-ı Mısr’a:
İşte şehrin meydanı, kalabalık bir pazar,
Ortasında deryânın, melek yüzlü Yusuf var.
Yusuf gözlerin nuru, Yusuf dillere destan,
Hasretiyle inliyor, çırpınıyor her insan.
Şu zenginler gürûhu, şu altınları çil çil…
Yusuf mu tâlipler mi, kim köle belli değil!
Bir de kocakarı var amansız curcunada,
Beli bükük hâliyle, kapılmış bir inada,
‘Yusuf’u bana verin’, haykırıyor canhıraş,
‘Yusuf’ olmuş yanıyor, gözlerinde kanlı yaş.
Dediler: “Kendine gel! Zavallı câhil nine,
Bunca tâlibi varken, O, senin ne haddine?!
Hem ne getirdin, söyle, malın mülkün, ne tutar?”
“İşte heybem, yün yumaklar, varım yoğum bu kadar!”
“Yazık! Sen çıldırmışsın, zor çıkarsın sabâha.
Kimseler çıkıp bir paha biçemezken o mâha,
Bir hiç ile gelmişsin, farkında mısın kadın?
Keşke duyup bilmesen, evinde otursaydın…”
Bir ‘âh’ çekti gönülden, Yusuf’u seyre daldı,
Göğe ağan feryâdı, bize hatıra kaldı:
“Yusuf! Yusuf, âh Yusuf! Ben tâlibim nûruna,
Sözüm sensin, özüm sen; bak geldim huzûruna.
Kör sağır oturmadım, şâhidim her hâline,
Bir sefil acûzeyken, vuruldum cemâline.
Seni bildim Yusuf, senin için ağladım,
Kınayana bakmadan, yüreğimi dağladım.
Servetim, devletim yok, fakrım âşikâr elbet,
Sâde bir dileğim var, geri çevirme, lütfet:
Gayrı âşıklarınla tutulsun benim yâdım,
Seninle bilineyim, hiç dinmesin feryâdım!”
***
Yusuf deyu başlasam, Yusuf deyu bitirsem,
Yusuf’un dergâhına, Yusuf’um deyu girsem.
Cemil Cenk
22 Rebiü’l-âhir 1423
9 Mayıs 2007
|
Gerçekten yüreğinize sağlık. Sizin şiirlerinizin müdavini olacağım şimdiden belli.