Hocam bize kısaca eğitim hayatınızı anlatır mısınız?
1951 yılında Kastamonu’da doğmuşum. 1964’te Nakkaştepe İlkokulundan mezun olup aynı yıl İstanbul İmam-Hatip Okulu’na başladım.1971’de liseden mezun olup fark derslerini de verip, 1975 yılında hem İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne hem de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne girdim. 1975 Haziranında Yüksek İslam Enstitüsü’nden eylülde de İ.Ü. Tarih Bölümünden mezun oldum. Okul bitince aslında doktoraya başlamıştım ama öğretmenliğe başlayınca doktorayı epey ihmal etmek durumunda kaldık. (Zira bu dönemde hocamız İstanbul’a bağlı olduğunu bu vesile ile öğreneceği Yalova Lisesi’ne din dersi hocası olmuştur :))
Sonra askerlik yaptım. (Hocamız resmen 18 ay olan askerliği ülkedeki karışıklıklardan mütevellit fiilen de 18 ay yapmak durumunda kalmıştır. Hâlbuki genel teamül 16 ay yapmak imiş :))
Askerlikten sonra Tekirdağ Lisesi’nde öğretmenlik (Bu arada hocamızın sadece din dersi değil felsefe, mantık hatta modern mantık hatta ve hatta biyoloji öğretmenliği yaptığını da şerh düşmekte fayda mülahaza ediyoruz ki hem de bu ders vermeler okula daha sonra gelecek olan mantık hocasının “hocam, Modern Mantığı nasıl anlattınız? Ben bile bilmem” demesine sebep olacak seviyede ciddiyetle yapılan işlerdir. Hocamız ‘ama derslere hakikaten çalışıp giderdim’ diyor.) ve sonrasında Ümraniye Lisesi’nde öğretmenlik yaptım. 1982’de ilahiyat’a asistan olarak girdim. (Hocamız bir sabah gazetede okulumuza 30 tane asistan alınacağı haberini okuyor ve başvuruyor, bu hadise de ilginçtir çünkü hocamız “düz lisede öğretmenlik yaptığım için ilahiyatla ilgili şeylerden pek haberdar olamıyordum, eğer gazetedeki haberi görmeseydim bu sınavdan büyük ihtimalle haberim olmayacaktı” diyor). 1990’da ‘Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadri) Efendi Tarihi’ adlı doktora tezimi verdim.(Hocamız doktorasını verdiği gün, bir nevi kutlama yemeğine çıkılır. Kaderin garip cilvesine bakın ki bu yemekte hocamızın tez hocası Bekir Kütükoğlu kalp krizi geçirip vefat eder. Hocamız şöyle dedi: “Bu sebeple benim akademik kariyer pek de iyi başlamadı yani, hatta doktorayla ilgili olarak hala sevinemem.) Sonra 1996’da doçent, 2003’te de profesör olduk.
Peki Hocam neden ilahiyatçı olmak istediniz ya da istediniz mi? Herkes büyüyünce doktor olmak ister ya siz ne olmak istemiştiniz?
Aslına bakılırsa benim bu yola girmem şöyle oldu. Ben ilk kez 4. sınıfta Kuran okumayı öğrenmek üzere camiye gittim. Allah rahmet eylesin, dedem Emin Bey bu manada bana çok tesir etmiştir. Bu manada babamla ilişkimiz daha resmiydi. Hatta dedem kandil geceleri eski İstanbul’da adet olduğu üzere selâtin camileri gezerdi, bu gezilere beni de götürürdü. Yeni Cami, Süleymaniye, Şehzadebaşı, oradan Fatih filan… Neyse ben camide Kuran’ı kolaylıkla öğrendim ve hatta ne olduğunu da anlamadan karabaş tecvidini de ezberlemiştim. (Bu cami, bugünkü İSAM kütüphanesinin aşağısında bulunan küçük camidir. Zaten o yıllarda hocamız da o civarda bahçeli eski bir konakta ikamet etmektedir). Sonra ilkokul biterken evde imam hatibe gideceğim söylenirdi. Zaten aile muhafazakâr bir aile. Ben de “imam hatip nedir ne değildir” çok bilmiyorum ama benimsemiştim bunu. Yani bu işler bana ters gelmiyordu. (Çalışkan olması hasebiyle çok sevilen hocamız, bu karardan ötürü okulda pek hoş karşılanmaz ama, kendisi bunu çok önemsememektedir.) İmam hatip döneminde de başarılı bir öğrenci sayılırdım. (Tarihe merak bu dönemlere tekabül eder) İmam Hatip bitince Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirmem gerekiyor, diye bir düşünce oluşmuştu zaten. Bir de aynı yıl fark derslerini verip lise mezunu olduğum için Edebiyat Fakültesine de başvurdum ve kabul edildim. Yani imam hatip diplomasını buraya, lise diplomasını da Edebiyat Fakültesine verdik. (Hocamız, aslında ilk yıl siyasalda okumak istemiş. İkinci yıl puanı tutmasına rağmen iki fakültede de birer yıl ilerlemiş olmak ve İstanbul dışına çıkmamak adına tercih yapmamıştır.) Ama dediğim gibi bu alanı seçmemde dedemin etkisi önemlidir. Mesela Söğütlü Çeşme Caminin 1965’te olan açılışına yine dedemle beraber gitmiştik. İnsanlar önemsemiyor ama, ana babanın yapamadığını bazen dedeler nineler kolaylıkla yapıyorlar. Önceleri öğretmen olmayı düşünmüştüm. Tıp okumak gibi bir isteğim olmadı, ama şimdiki gibi değil. O zaman imam hatip mezunu da olsan bir takım sınavlara girip fark derslerini vererek tıp okunabiliyordu. Ama ben böyle bir şey istemedim. (Yani anlaşılan hocamız ilahiyatçı olma fikrini isteyerek almış ve aynı şekilde de devam ettiriyor. Ne diyelim Allah cemi cümlemize de nasip eylesin :)) Fakülte döneminde Tarih bölümü devama çok dikkat etmediği için genelde Yüksek İslam Enstitüsü’ndeki derslere devam ettim. Ama Tarih bölümünde de özellikle Bekir Kütükoğlu hocanın derslerine katılmaya çalışırdım. Bu derslere katılım oldukça azdı. Bu sebeple derse devam eden öğrencilerle hocalar arasında bir samimiyet oluşuyordu.
Hocam hep eğitim hayatınızdan bahsettik biraz da özel hayatınızla ilgili konuşalım. Mesela evlenmeniz ne zaman oldu?
Evlilik, askerlikten sonra 19 Şubat 1981’de oldu.1982, 1983, 1985 yıllarında doğan üç tane kızım var. İşte hep beraber büyüdüler. Biri ilahiyattan mezun, birisi sınıf öğretmeni, en küçüğümüz de M.Ü. Sosyal Bilgiler Öğretmenliğinde öğrenci. Hocam zaman ayırıp sorularımıza cevap verdiğiniz için teşekkür ederiz ve büyük bir merakla beklenen çalışmanız içinde kolaylıklar dileriz.
Rica ederim. Sana da kolay gelsin.
(Bu dua epeyce kuvvetle söylendi; çünkü bu fakir de hocamızın tez talebelerinden ve işi biraz zor olan biri. :)) Hadi bakalım gazamız mübarek ola! Vatana millete hayırlı olsun.( burada gülüşmeler...)
Not. Çok keyifli bir sohbetti kendi adıma. Her ne kadar hocamızı röportaja ikna etmek biraz zaman alsa da.. Kendisi realist bir insan olduğunu ve süslü sözler söyleyemeyeceğini ifade etmişti ama, aksine oldukça hoş bir sohbetti.
ŞULE ŞAHAN
03.04.2007
16.30
|