|
Prof. Dr. Süleyman Toprak* hocamıza nasıl ilahiyatçı olduğunu sorduk?
*Selçuk
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Kelam Anabilim
Dalı Başkanı
ALLAH’IN LÜTUF VE TAKDİRİ
İlkokul üçüncü sınıfı okuduktan sonra,
rahmetli babamın işyerinde kendisine yardımcı olmak için, hem o yaz tatilinde
başladığım hafızlığı hem de okulu bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra bari bir
ilkokul diploması alsın da ileride işe girmek için gerekir diye ilkokul bitirme
sınavlarına girmeme izin verildi ve ilkokul diploması aldım. Sınavlardaki
başarım öğretmenlerin dikkatini çekmiş ve babama beni okutmasını tavsiye
etmişler. O da götür İmam Hatip Okulu’na yazdır diye amcamın oğlu ile beni
okula gönderdi ve böylece Samsun İmam Hatip Okulu’nda tahsil hayatım başladı.
İmam-Hatip ikinci sınıftan itibaren
babamın iş değiştirip köye dönmesi sebebiyle bir arkadaşla birlikte ev tutup
iki yıl sürecek olan çileli ev hayatı dönemi başladı. Dördüncü sınıfa yanı orta
kısım sona geçtiğim yıl parasız yatılı imtihanlarına girerek Çorum’a gittim.
Böylece, dükkân üstü sobasız tek odada başlayan ev hayatı yerini sobasız ve
kalorifersiz seksen kişilik nefesle ısınan yatakhanelerde devam eden yatılı
hayatı ile devam etti.
O yıllarda İmam Hatip Okulları da dâhil,
meslek okulu mezunları üniversite giriş sınavlarına hiç alınmıyordu. Bizim için
yüksek tahsil yapmak, sadece merkezi sistemle yazılı ve sözlü olmak üzere iki
aşamalı yapılan Yüksek İslam Enstitülerine giriş sınavını kazanmaya bağlı idi.
Bu sebeple, meslek okulu mezunları, okulu bitirdikten sonra lise bitirme
sınavlarına girerek lise diploması alıp ancak bir yıl sonraki üniversite giriş
sınavlarına katılabiliyorlardı.
Başlangıcından beri sürekli takdirname
ile geçen okul hayatı beni fazla zorlamıyordu. Hatta ders dışı bazı kurs
programlarına ve sportif faaliyetlere bile katıldığım halde yine de boş zamanım
kalıyordu. Hem bu boş zamanı değerlendirmek, hem de düz lise mezunlarına
nispetle yıl kaybı yaşamamak için dört arkadaş lise birinci sınıfı, yanı
beşinci sınıfı okurken altı ve yedinci sınıf derslerini dışarıdan sınavlara
girip vermek sureti ile okulu bitirmeye karar verdik. O zaman seksenden aşağı
notu olmamak gibi bazı şartları taşıyanlar için böyle bir imkan var idi.
Böylece yedi yıllık okulu beş yılda bitirecek, bir yıl da liseye devam etmek ya
da fark derslere girmek suretiyle geçecek zaman ile birlikte liseliler gibi
altı yılda lise mezunu olacaktık.
Bitirme sınavlarına girdiğimiz için son
sınıfların müracaat edebildiği Yüksek İslam Enstitüsü giriş sınavlarına da,
yazılıyı kazanırsak İstanbul’a imtihan bahanesiyle gezmeye gideriz diye, o yıl
üç bin kişinin müracaat edip de üç yüz kişinin sözlüye çağırıldığı ve sadece
yetmiş kişinin alındığı İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü için müracaat ettik.
Sonuçta sözlüye gitmek sadece bana nasıp oldu ve ben yine imtihanı kazanmak
için değil de İstanbul’u gezmek niyeti ile İstanbul’a gittim. Çünkü benim
hedefim, liseyi bitirip Üniversite sınavlarına girmek ve o günün en yüksek
puanla öğrenci alan fakültesi olan Tıp fakültesini okumaktı.
İstanbul’a gidince karşıma çıkan insanlar
ve şartlar, kararımı değiştirmedi ama üç gün süren sözlü sınavlara girmeye beni
ikna etti. Sonuçlar açıklandığında sınavı, hem de parasız yatılı olarak devlet
yurdunda kalıp okumak üzere kazanmıştım. İlk senenin sonunda hem lise bitirme
imtihanlarına hem de üniversiteye giriş sınavlarına müracaat ettim. Ancak
lisedeki imtihanımın birisi Enstitüdeki imtihanım ile aynı gün aynı saate konulmuştu.
Birisini bütünlemeye bırakma imkânım var ama hangisini bırakacağıma bir türlü
karar veremedim. Zira artık bir yılını tamamladığım Enstitü tahsilimi de yarıda
bırakmak istemiyor, kazanırsam lise diploması ile ikinci bir fakülte okumayı
düşünüyordum ki böyle yapan ve iki fakülte birden okuyan arkadaşlar vardı.
Hayatta iki temel prensibim var; birisi
çok istediğim bir şey dahi olsa daima hayırlı ise olması için dua etmek,
ikincisi de karar veremediğim konularda istişare etmek.
Bu hususta da Kelam hocamız Bekir
Topaloğlu ile istişare etmek üzere hocama gittim. Hocam bana iki fakülte
okuyanların çok çalışmalarına rağmen ikisinde de zorla sınıf geçtiklerini
söyleyerek, tek alanda bükülmez bilek olmak istersem bir fakülte okumamı
tavsiye etti. Ben de bu tavsiyeye uyarak artık lisedeki sınavlara girmedim.
İptal edilip tekrarı yapılan üniversite giriş imtihanına da gitmedim ve bütün
gayretimi okuluma hasrettim. Kendimi İslami ilimlerde yetiştirmek için çalıştım
ve sonuçta İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü 1976 da birincilikle bitirdim.
Mezuniyetimi müteakip bir imtihan daha
geçirdim; para ile imtihan. Beni yakından tanıyan bir baba dostum,
öğretmenlikte alacağım maaşın beş katını vermek üzere bana yeni açacağı
mağazanın müdürlüğü teklif etti ve ben hiç düşünmeden bunu reddettim. Bu imkân
bir daha karşına çıkmaz pişman olursun, sözüne de “inşaallah pişman olmam” diye
karşılık verdim ve elhamdülillah bugüne kadar hiç pişman olmadım.
Bana niçin kabul etmediğimi sorunca da
şöyle dedim: Ben ilkokulu bitirmeden önce bile babamın işyerinde kasada
duruyordum. Bana bu tahsili, özellikle de dinî tahsili, benim planlarım
dışında, tamamen Rabbim lütfetti. Ben de öğretmen olup inşaallah öğrendiğimi
öğreteceğim.
İşte ALLAH’IN LÜTFU VE TAKDİRİ bizi bu
yola böyle çıkardı ve ömrümüz oldukça ÖĞRENMEYE VE ÖĞRETMEYE DEVAM edeceğiz
inşaallah.
Hatice KOÇ - Selçuk İlahiyat 4. Sınıf
|