ARŞİV
Tüm Kategori
Röportajlar
Prof.Dr.Faruk Beşer ve İlahiyâtı
| Prof.Dr.Faruk Beşer ve İlahiyâtı |
|
|
|
| Yazan Ravza Cihan - Sakarya İlahiyat | |
| Pazar, 29 Nisan 2007 | |
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr.Faruk BEŞER'e nasıl ilahiyatçı olduğunu, branşının nasıl seçtiğini ve nasıl etkin/yetkin bir ilahiyatçı olunabileceğini sorduk..
- İlahiyat serüveniniz nasıl başladı, ilahiyat yoluna nasıl koyuldunuz? Beşer: Benim ilahiyatlı olmamın ilginç bir hikâyesi var aslında. Ben Üniversite imtihanlarına girdiğim zaman imam hatip okulu mezunu olarak girdim ve o zaman imam hatip okulları mezunlarını Erzurum ilahiyattan, Erzurum Atatürk Üniversitesinden başka hiçbir üniversite kabul etmiyordu. Ben yüksek bir puan aldım. Erzurum’un Tıp dâhil bütün fakültelerine puanım yetiyordu. Puanım aynı zamanda Türkiye’deki birkaç üniversitenin Tıp Fakültesi hariç bütün bölümlerine de yetiyordu. Ama onlara giremediğim için Erzurum’a gittim. Erzurum’da Tıp fakültesine girmeyi düşünüyordum doğrusu. Puanlar o zamanlar indirilip çıkarılıyordu. Tıbbın puanları da biraz yükselince ben tıbba giremedim.
Tıbba giremeyince de diğer
fakültelere baktım. Anlamıyorduk da o zamanlar. Kafama da nereden takıldıysa
Ziraat Yüksek Mühendisliğine kaydımı yaptırdım. Sonra da kafama takıldı. Ziraat
fakültesinde ben ne olacağım diye. Ziraat fakültesinin Zoo-Teknik bölümüne
kaydoldum. Sonra düşündüm hayvan mühendisimi olacağım ben dedim. Sonra istihare
yaptım kendi kendime:
Rüyamda bir derede yıkandığımı
gördüm.Taşlar arasından pırıl pırıl bir su akıyor. Fakat biraz yukarıda büyük
bir göl var. Sonra kendi kendime dedim ki yukarıda büyük bir göl varken bu
taşların arasında uğraşmanın ne âlemi var. Göle yöneldim ve uyandım. Uyandığımda
da hemen yorumladım. Ki ilk yorum çok önemli. İslami ilimlere yöneldim ve
yönelmek de içimde vardı zaten. Hemen ertesi gün kaydımı değiştirmeye gittim.
Kayıt değiştiren bayan da İslami ilimlerden Ziraat fakültesine geçeceğimi
zannetti. Ben de Ziraatten islami ilimlere geçmek istiyorum dedim. Allah Allah
dedi ve ille de din adamı mı olmak istiyorsun dedi. Ben de evet dedim. Kayıt
yaptırdım ve ilahiyata girdim
- Peki neden islam
hukuku hocam?
Beşer: Yani onu çok net olarak hatırlamıyorum ama ben hep zora taliptim. Bir şeye giriştiğim zaman ucunda, enötesinde ne varsa onu isterdim. Fakültedeyken kafama koymuştum. O zamanlar bir şey okurken, bir minibüste de hocamla birlikte gidiyorduk ben de o günlerde hadisle ilgili bir kitap okuyordum. Niçin hadis dedi? Ben ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum ama bu insanların fıkha çok ihtiyacı var dedi fıkıh okursan daha iyi olur dedi bu birinci sebep. İkinci sebep ise fakültedeki hocalarımı düşünüyorum sonra o dönemdeki en beğendiğim hocalarım fıkıhçılardı. En etkili, en âlim olanları onlardı. Allah rahmet eylesin Ruhi Özcan hoca Yusuf Ziya Kavakçı hoca bunlar fıkıhçı olan hocalarımızdı. Yani bir nevi öykünme de denebilir. Aslında şöyle düşünüyorum ümmetin meselelerini kim hallediyor fıkıhçılar, onlar kim müctehidler. Hatta şöyle bir espiri yapıyorum. Yani ben ileriyi hedeflemeliyim. En ileride ne var peygamberlik, onu kaçırdık, sonrasında ne var? Müctehidler, bari onu olalım o zaman dedik. (gülüşmeler) Fıkhı bu sebeplerden dolayı seçtik. - İlahiyat öğrencilerine verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir? Beşer: Benim bildiğiniz gibi başından beri söylediğim bir şey var, onu söyleyeyim tekrar. Bir ilahiyat öğrencisi okur, yazar olarak mezun olmalı. Bunu başaran çok az öğrencimiz oluyor. Her sene 2–3 tane olmuyor. Bunu ısrarla söylüyorum. Bunun içinde ölçü veriyorum, bir üniversite öğrencisi 1. ligde olmayı hedefliyorsa, insanların problemlerini çözmeyi hedefliyorsa ayda en az 3 kitap okur. 3 kitap okursa 1. ligde oynamaya hak kazanır. 2 kitap okuyorsa 2. ligde, 1 kitap okuyorsa halkın içinde bir ileri bir geri, hiç kitap okumuyorsa ancak halktan biri olur ve mahalle takımında bile oynayamaz. Yani birinci mesele okumaya alışmaktır, bunu hiç unutmamak lazım. Sonra da söylediğim gibi en ileriyi en iyiyi, hedeflemeli, oraya ulaşmasanız bile bir hayli mesafe kat etmiş olursunuz. Kısa hedefler koyarsanız orada kalırsınız. O yüzden eskiler ne demiş ‘Âlî himmet olmak lazım, duune himmet olmamak için, duun demek dar demek kısa demektir. Yani şimdilerin tabiri ile geniş vizyonlu olmak lazım. Vizyonu ufku bakış açısı olmak lazım yani bu niyeti ciddi tutmak lazım.
Röportaj: Ravza
CİHAN
Sakarya İlahiyat
Fakültesi
İlahiyat 3.
Sınıf
E-ilahiyatta röportaj yapmak isteyenler buradan detaylı bilgi
alabilir, ve
Bu e-posta adresi spam botlar tarafından korunmaktadır, Görüntülemek için javascript açık olmalı.
a başvuruda bulunabilirler..
Yorum (3)
![]()
...
Gonderen: sacid, 2007-05-05 12:39:32
:cry 8) :p :sigh :zzz :roll :)
Yorumu yoneticiye rapor et
Eksi oy ver
Art 006f007900200076er
Oylar: +0
... Gonderen: zehracelebi, 2007-05-03 15:49:48
hoş bir röportaj, hocama teşekkürler. ama şunu da söylemeden geçemiyeceğim. her ne kadar geniş vizyonlu biri olduğumu düşünsem de bazı insanların bu vizyonu anlamaması ya da anlamak istememesi bizi yıpratıyor.bir de okumayı halletsek bile yazma konusunda çok eksiğimiz oluyor. bunu aşmak için ne yapmalıyız acaba?bununla da ilgili deneyimlerini anlatırsa hocamız sevinirim.
Yorumu yoneticiye rapor et
Eksi oy ver
Art 006f007900200076er
Oylar: +0
Yorum Yaz
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 29 Nisan 2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Kabir ziyareti, mevlid okunması-okutulması,bayanların tesettürüyle alakalı sorulara hocanın verdiği cevaplardan edindiğim ortak nokta [i]"ölçülü olma'[i] idi. Bir hanımın vücut hatlarını belli etmeyecek ve dışardan dikkat çekmeyecek şekilde giyinmesi tesettürün esasını oluşturuyor. İşte bundan sonrası kişinin anlama çabasına kalıyor. Esas budur. Şimdi sen kendin karar verebilmelisin. Şu rengi mi giyeyim bu rengi mi giyeyim diye. Hoca da zaten bu sorulardan sıkıldığını fıkhın dar alanı olduğunu söylemişti bu noktaların.
Mümin aşırılıklardan,taşkınlıklardan uzak duran insan olmalı. Hal ve hareketlerinde ölçülü olabilmeli. Bunu o gün daha iyi kavradım.