|
Çeşitli ayetlerden hareketle bir Müslümanın Rasulu Erkeme karşı
görevlerini, dolayısıyla gerçek bir mümin olmanın şartlarını, O’na inanmak,
itaat etmek, O’nun izinden gitmek, O’nu sevmek ve salatu selam ile anmak
şeklinde beş kategori halinde sıralamak mümkündür. Kur’an’da Hz. Muhammed’in
peygamberliğini bütün insanları kapsadığını ifade eden ayetin devamında Allah
ile birlikte Rasulüne de iman edilmesi emredilmiş (el-Araf 758) bu emir başka
ayetlerde iman ve itaat şeklinde tekrarlanmıştır. (Âli İmran 3/32; en-Nisâ
4/136). Kuranı kerimin bir çok yerinde Allah’a itaat ile Hz. Peygambere itaat
beraber zikredilmiş, Hz. Peygambere itaatin Allaha itaat sayılacağı
belirtilmiş, Allah ile birlikte Rasulüne itaatin kadın ve erkek müminlerin
şiarı olduğu ifade edilmiştir. (et-Tebve 9/71).
Kur’an’da her şeyi kuşatan ilahi rahmetten faydalanacak kişilerin
nitelikleri belirtilirken Tevratta ve incilde kendisine atıfta bulunulan ve
“ümmî bir Nebî” olan Rasüle tabii olmalarından söz edilir. (el-Araf 7/157)
Böylece Yahudiler ve hrsitiyanların da Hz. Peygambere inanmaları gerektiğine
işaret edilir. “De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin
ve günahlarınızı bağışlasın.” Melaindeki ayet (Ali İmran 3/31) Hz. Peygamberin asrısaadetteki
muhatapları yanında bütün insanlığa bir çağrıdır. Ayrıca meşakketli tebük
seferine katılan muhacir ve ensar gruplarının “zor gününde peygambere uyma”
sınavını başardıkları için ilâhî rahmet ve yakınlığa layık görüldüğü
belirtilmektedir. Bu olayla ilgili ayetlerin sonuncusunda, “Medine halkında ve
onların çevresindeki bedevî Araplara rasulullahtan geri kalmaları ve onun
hayatından önce kendi hayatlarını düşünmeleri yakışmaz” denilmek suretiyle Hz.
Peygambere gösterilmesi gereken saygı ve bağlılık vurgulanmıştır. (et-Tevbe
9/117-120).
Diğer peygamberler gibi Hz. Muhammedin de muhataplarının hak dini
benimseyip ebedi mutluluğa erişmelerini gönülden arzu etmesi ve bunun
gerçekleşmemesinden derin üzüntü duyması, onun insan sevgisinin bir ürünüydü.
Rasülü Ekrem insanların Allah’ı tanımalarına ve sevmelerine aracı olduğuna göre
hem yaratanı hem yaratılanı seven bir muhabbet şahsiyetidir. Kendisi
“habîbullah” (Allah’ın sevgili kulu) olduğunu; fakat bunu öğünme meselesi
kılmadığını söylemiş ve habibullah nitelemesi Müslümanların onun hakkında
“Rasulullah”tan (Allahın Elçisi) sonra en çok tekrar ettikleri vasıf olmuştur. Kuranı
Kerîmde peygamberin müminlere kendi canlarından daha yakın olduğu (el-Ahzab 33-6), sıkıntıya düşmeleri halinde
üzülüp üzerlerine titreyen şefkat ve merhamet gösteren bir duyarlılığa sahip
bulunduğu (et-Tevbe 9/128-129) ifade edilmektedir. Ebu Hureyrenin rivayet
ettiği bir hadiste Rasulü Ekrem muhatapları karşısındaki konumunu, ateşe
düşmekte ısrar edenleri bellerinden yakalayıp kurtarmaya çalışan kimsenin
durumuna benzetmiştir.
Rasulü Ekrem muhtemelen övünç vesilesi olarak algılanmaması ve sonraki
dönemlerde, hristiyanlıkta görüldüğü gibi, aşırılığa kaçılmaması için
kendisinin üstünlüğünü dile getiren beyanlara fazla yer vermemişse de bir çok
hadis kitabında peygamber sevgisine dair bazı ifadeleri mevcuttur. “Sizden
hiçbiriniz beni babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe
iman etmiş olamaz.” mealindeki hadis bunlardan biridir.
Kuranı Kerimde geçmiş peygamberlere seçkin kullara ve cennet ehline
Allah’ın selamı dile getirildiği gibi, Allah’ın ve meleklerin Hz. Peygambere
salat ettikleri bildirilerek müminlerden ona salatu selam getirmeleri
istenmiştir. (el-Ahzab 33/56) Allah’ın birine salatı “rahmet, günahlardan
arındırma, manevi makamını yüceltme” manasına alınmış, meleklerin ve müminlerin
salatı da o kimsenin bağışlanıp yüceltilmesine yönelik bir niyaz olarak
yorumlanmıştır. Namazlarda tekrar edilen tahiyyat duasında Allah’a, Peygamber’e,
namaz kılanların kendilerine ve Alalh’ın bütün Salih kullarına ssalatu selam
okunur; ardından Rasulü Erkeme ve Hz. İbrahim’e özel salat ve bereket
dualarında bulunulur, ayrıca ezan içinde yer alan Muhammed ismi 24 saatin her
anında Allah adıyla birlikte semaya yükselmektedir. Buna, çeşitli
münasebetlerle tekrarlanan kelime-i tevhid ve şehadeti, farz namazlardan önce
kâmeti de eklemek gerekir. Bütün bunlar Hz. Muhammedin kitap, sünnet, islam
inancı ve dolayısıyla ibadetteki konumunu göstermektedir.
Müminlerin Hz. Peygambere karşı görevleri sıralandıktan sonra belirtilmesi
gereken bir husus da ona karşı saygısızlık gösterilmesine izin verilmemesidir. Bütün
Peygamberler, inkarcıların kaba kuvvete dayanan reaksiyonlarının yanı sıra,
psikolojik eziyetlerine de maruz kalmıştır. Kuranı Kerimde bu davranış “peygambere
veya Allah’a ve Rasülüne eziyet” diye ifade edilmiş, kişiyi dünyada ve ahirette
lanete ve elem verici cezaya sürükleyeceği haber verilmiştir. (et-Tevbe 9/61;
el-Ahzâb 33/57). Peygambere eziyet; onunla alay etme, O’nu küçümseme,
çekiştirme, ayıplama, O’na iftira etme, O’nun aile hayatını karalama vb.
şekillerde olabilir. “Seb” ve “Şetm” (dil uzatma, taan etme, şahsiyetini
zedeleyici asılsız eleştiriler yapma) kelimeleri ile ifade edilen bu tür eziyetler,
dini ve ahlaki hayata maddi eziyetlerden daha büyük zarar getirebilir. Bu
sebeple alimler Hz. Peygambere dil uzatan müşrik, münafık, inkarcı ve
bozguncuların zararlarını ortadan kaldırmak için bazı maddi müeyyideler
belirlemiştir.
İslam dininde, peygamberler sevgisine büyük önem verilmekte birlikte
bütün sevgilerin üstünde Allah sevgisinin bulunduğu belirtilmiştir. (el-Bakara
2/165). Bu sebeple peygamber sevgisi O’nun gerçek hayatı, şahsiyeti ve dindeki
konumuyla parlalel olmalıdır. Ehli Kitap, aslında tek tanrı inancına sahip
olduğu halde, peygamberlerine beşer üstü bir konum biçmiş, böylece tevhid
ilkesini zedelemiştir. (et-tebve 9/30).
İslam tarihinde Hz. Peygamberi tanrılaştırmaya giden bu tür inanç
gurupları ortaya çıkmamışsa da O’nun gerçek hayatı, şahsiyeti ve konumuyla
bağdaşmayan bazı aşırı telakkiler bilhassa halk kitleleri arasında etkili
olmuştur. Zaman zaman Rasûlü Erkemin şahsiyeti ile ilgili yakıştırmalara
yabancılar tarafından ileri sürülmüş bunun yanında peygamberi yüceltme amacıyla
asılsız rivayetler ve hayal ürünü malzemeler de üretilmiştir. Hz. Muhammed’in
şahsiyetini doğru olarak bilip tanımak, iman ve gönül hayatını O’na göre
düzenlemek her müslümanın temel görevlerinden biridir, zira Muhammed s.a.v in
Kuran ve Sünnet ile sahih siyer kitaplarında yer alan gerçek şahsiyeti, beşer
olması bakımından, taklit edilip uyulması mümkün olan en güzel örnektir.
Prof. Dr. Bekir TOPALOĞLU
|